17 Nisan 2009 Cuma

34 hafta + 6 gün

( Eğitim odası)
Perşembe günü -dün- tekrar doğum kursumuza gittik, geçtiğimiz hafta emzirme teknikleri ile ilgili bilgilendirilmiştik, bu hafta diyetisyen beslenmemiz ile ilgili bilgi verdi. Lotus çiçeği dansımızı ve doğum için gerekli hareketlerimizi de yaptık.
Sonra da....

Doktorumuz sayesinde, kendi yaptığı sezaryene girdik, bir kız bebeği geldi dünyaya. Sen karnımda iken doğuma da şahit olduk miniğim. Eskişehir'de tek olan, her türlü teknik bilgiyi alabileceğimiz donanıma sahip bir kurs bu. Zaten kalite ödülü aldığı için, doğumumu yapmak için özel bir hastane arayışına girmedim, bilinç ve araştırma dışında 6.hissime güveniyorum ve Eskişehir SBES Doğumevinin doğum için ideal bir hastane olduğunu düşünüyorum. Doğum gerçekten çok özel bir dilim insan hayatında, iletişim kurduğun kişiler çok önemli, elbette çevremdekilerin tedirginlikleri var, özel hastane ile özel ilgi olacağını, diğer yerlerde eskiden kalma kulaktan dolma bilgilerle kötü davranılacağı düşünceleri de var. Elbette bu düşüncelerin aksine inanmamı sağlayan doktora olan güven. Doktorumuza ( Sayın K. HÜKMEN) bu güven hissini verdiği için ailece teşekkür ediyoruz. Umarım doğumdan sonra da hastane ile ilgili düşüncelerim değişmez ve senelerce kendi alanımızda aldığımız kalite eğitimleri ile ilgili inancım da aynı kalır.
Dün ve bugün hava çok soğuk, ama dondurma olsa yine yerim, eve gelirken kavun aldım bakalım nasıl çıkacak? Yemek yemek, mevsimlerin kendi meyve ve sebzeleri ne kadar özel ve güzellermiş. Az kaldı, çilek, kiraz, erik..... Karpuz, kokulu domates ve salatalık....

Az kaldı miniğim, senin gelmene de az kaldı. Azar azar neler hissettiğimi düşünüyorum, ama ne hissettiğimi inan bilmiyorum. Merak var, hem de çok...
Bu arada doğumevine giderken, çiçekçilerin vitrininde doğum çiçekleri dikkatimi çekti, hani pembe mavi olan, üzerine et bebeklerin konduğu... Hastaneden içeri girene kadar güldüm, o et bebeklerin öyle bir yüz ifadesi var ki... "Doğdun da iyi ............ettin..." der gibi.
Yan taraftaki fotoğraflarda odanın hazırlık aşamalarını görebilirsin miniğim, yatağının baş ucuna müzik setimizi de koyduk. Mozart'ın bebekler için olan CD'sini dinliyoruz her gün. Kitaplığımızda da Masal Kitabımız var, arada masal okumaya da çalışıyorum sana. Şimdi sırada hastane çantası var, ilk bezini de aldık. Anneannen ve babaannenin alıp yaptıkları başta olmak üzere zaten gelen hediyeler ile giyim eşyalarının % 80'i tamamlanmış durumda. Şanslı bir kız çocuğu olacaksın sennn:) Bir ömür boyu devam eder umarım şansın.
Elif Şafak'ın Aşk kitabı bitti. Şimdi Ayşe Kulin'in Umut isimli kitabına başlıyorum. Ama AŞK'ı tekrar okuyacağım, sana da anlatacağım miniğim. Hayata dair, kurallara dair, bildiklerimize dair...Kitap okumak sadece dili geliştirmek için değil, söylenenler üzerine düşünmek de gerek. Okullarda önce düşünmeyi öğretmeliler, ben umarım sana bunu aşılayabilirim miniğim. Ne benim, ne de diğerlerinin dediklerinden öte, kendi bulduğun doğrularla hareket edebilmen için. düşünmeyi öğretmeliyim, öğretmeliyiz. Gerçi çok düşünmek de iyi değil diye düşünmedim değil ama... Oynayarak, konuşarak öğreneceğiz hayatı, sen hele bir gel de... Biz sana doğdun da gerçekten iyi ettin ifadeli oyuncaklar alacağız.:)

Bu arada baban seni binbir heyecanla bekliyor, geldiğinde seninle oyunlar oynayacakmış, hep öpecekmiş, gıdıklayacakmış. Böyle hevesle anlatıyor biriciğim ve ben kendimi tutamayıp "eller yıkanmadan bebeğe dokunulmayacak, ilk doğduğunda hep uyuyacak"... gibi cümlelerle bilmişlik yapıyorum.
Miniğim, güzeller güzeli kızım, emin ol, siz ikiniz ne kadar fazla iletişim kurarsanız o kadar mutlu olacağım ve söz şimdiden, aranıza hiç girmeyeceğim... Ama kıskançlık yapıp yapmayacağım konusunda yorum yapamıyorum şimdi. :)

9 Nisan 2009 Perşembe

Rüyalar

Az kaldı, günler ne çabuk geçiyor. Sabah uykum ve rüyalarım çoktu, hele bir tanesinde çok korktum. Paraşütle bir adam iniyordu balkona ve 14 gün kalacağını, devletin bir programı olduğunu söylüyordu. Ben şiddetle karşı çıkıyordum, kimsin nesin diye, bu arada karnım acıkmış bir şeyler atıştırıyorum içiyorum, sonra başım dönüyor, aaa beni etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Çok korktum, çok korktummmm....
Sonra Deniz'i gördüm rüyamda, Halk Dansları öğretmeni olan arkadaşım, zararlı şeyler yeme diye bağırıyordu bana caddenin karşısından, Tuba'yı gördüm, ABD'ye gidiyormuşuz beraber. Biletleri almışız, ama son anda diyorum ki, çok iyi olurdu doğumu da orada yapardım ama yok ben eşimi bırakamam, imkansız ben 10 gün bile uzaklaşamam buradan... Çok üzülüyor, ama tabii sen bilirsin diyor. Bileti Tuba'ya veriyorum, ya parasını verirlerse al emi kalmasa iyi olur diyorum, rüya işte. ABD bileti, kalmasa iyi olurluk miktar mı canımmmmm? Hayırdır inşallah....
Bir kaç daha rüya var bunlar hatırladıklarım. Güneş var bugün, güzel bir gün olsunnn...

Öğleden sonra da uyudum biraz, Porsuk ile ilgilendim hep. Suyu masmavi olmuş, o kadar güzel akıyor ki, yürümek eziyetti kenarında. Hep atlamak istedim suya, ne şiirler yazdım rüyamda, ne şiirler.... Birkaç tane eczane gördüm, orada bir amca bana terlik yapıyordu sürekli ayağımdan model alıp. Kalfası da sandviç hazırlıyordu birilerine, gözümün önünden kiraz tabağı geçerken uyandım. Kalkıp dün yaptığım mercimekli köfteleri yedim, şimdi de kendime gelmeye çalışıyorum:D Bu gece uyumak zor olacak....

7 Nisan 2009 Salı

Alıntı paragraf


Takip ettiğim bloglardan birisi olan, "Üfürükten Prenses" Elif Şafak ve kitabından bahsetmiş, aynı cümleler çok etkilemiş bizi. Önce Elif Şafak'ın kitabı, sonra da Üfürükten Prensesin blogundan alıntı yaparak, kendi bloguma da koymak istiyorum o paragrafı...


Şems'in Kırk Kuralından İlk ve En Etkileyici Olanı..
"Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendin mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir
."

sevgi ve hoşgörü

Günler azaldıkça, merak gitgide büyüyor. Karnım da...
Sürekli hareket halinde zaten miniğim, özellikle ben hareketsiz kaldığımda, "hayat devam ediyor" mesajını alıyorum. Bugün sürekli yağışlıydı hava, sürekli uyudum. Akşam üzeri zor kendime geldim ve ayaklandım. Bir amacın olması ve olmaması, bütün bir günü ve pek tabii de hayatı etkiliyor.
Mide yanmasını engellemek için her sabah, kocaman bir bardak süt içiyorum.
Kramp olmasın diye, sürekli hareket etmeye özen gösteriyorum. (Bugün pek miskindim ama hafta sonu yorulduk, ancak çıkıyor acısı...:) ) Pazar günü, Espark'ın karşısında açılan Çibörekçiye gittik, mekanın adı da aynı. Lezzetliydi, zaten bayılırımmmmm... Yağı,tuzu, kıvamı yerindeydi, Eskişehirlilere tavsiye ederim. Sevdiğim şeyleri takip eden ve beni hiç bir şeyden eksik bırakmayan babacığına teşekkür edelim:) 1,5 porsiyon olsun teşekkürümüz. KOCAMAN...

Elif Şafak'ın AŞK isimli kitabını okuyorum, Akıllı Bebekler, Akademisi Bebeğimi Beklerken...., Doğum sonrası.... vb kitaplarının dışında. Gerçekten çok beğendim, henüz bitmedi ama bitmesini de istemiyorum. Okuyup düşünmek, hatta beynime kazımak istiyorum bazı cümleleri, ne kadar güzel öğrenmişiz biz hayata dair herşeyi. Yüreğime, sevgi ve hoşgörü ağırlıklı bir yaşamın örnek yaşam olduğu felsefesini yerleştiren canım babamı gün geçtikçe daha iyi anlıyorum. Ve teşekkür ediyorum, herşeyi kıvamında, yerli yerinde, asilce öğrettiği için. Bu arada babam bir kitap yazdı, artık basım aşamasına geliyor, hepimiz heyecanlıyız ve merakla bekliyoruz.
Gerçi ben çok hoşgörülü bir insan olamıyorum, hele de son zamanlarda çok tahammülsüz, sabırsız ve durduğu yerde duramayan bir ruh halim var.
İşin ilginç tarafı ruhumun nefes aldığı yer; gözümün açıldığı, kalbimin normal ritminde attığı, içimde kuş cıvıltılarının duraksamadığı, gözlerimdeki güneşin sürekli ısıttığı yer, biricik sevgilimin yanı.
Herşey kararında işte... ,
Herşey yerli yerinde. Anne, baba ve çocuk. Sanırım en başta bu sebepten bu üçlüye deniyor,
İŞTE tam bir aile diye...

6 Nisan 2009 Pazartesi

5 Nisan 2009 Pazar

Lamaze Tekniği ve Normal Doğum Kursu...


Çok uzun zaman sonra tekrar yazmak için oturdum. Şimdi güneş varken, kuş cıvıltıları kulakları okşarken insan istese de mutsuz olamıyor, ne şahane:)

Dün kontrolümüz vardı, bir gün önce de eğitim başladı. Sen ve ben çok şanslıyız miniğim, çünkü Eskişehir'de böyle bir kurs var ve bize denk geldi. Cuma günü öğlen Doğumevine gittik ikimiz, sen karnımda gayet mutluydun, ben mutluyken sen hep mutlusun. Bizler için hazırlanmış eğitim odasına girdik, rengarenk minderler ve pilates topları ile bize profesyonelce HOŞGELDİN dedi zaten hastane. Eskişehir'de bir kaç tane özel hastane olmasına rağmen, özellikle Doğumevinde seni dünyaya getirmek istememin sebepleri işte bunlarmış. Doğru bir karar vermişiz. Ama hastaneden öte, doktorumuz (Sayın K.HKMN) bu konudaki özverili yaklaşımı ile bebek bekleyen anneler için gerçekten özel bir çalışma hazırlamış. Lamaze Eğitimi ile normal doğum için gerekli olan bütün eğitimlerin hazırlıkları tamamlanmış, LOTUS Çiçeği dansı ile başladık eğitime. Doğuma kadar her hafta Cuma günü kursa gideceğiz, 6 hafta sürecek.

Nefes egzersizleri, meditasyon, normal doğumu kolaylaştıracak herşey...
Tek bir cümle bile kişinin hayata yaklaşımını etkileyebiliyor, sadece hayata değil, bebeğine, o güzel bebeğin varlığına sebep olan eşine, nefes aldığın havaya, suya.... Herşeye....

Yaklaşırken önce şükrediyorsun ve herşey seni mutlu etsin diye sebep arıyorsun.

Şimdi 32 haftamız bitti, az kaldı seni kucağımıza almamıza. Dün kontrol sonrasında doktorumuz senin güzel bir fotoğrafını verdi. Birazdan ekleyeceğim o fotoğrafı da.

Dün gülümsedin bize, en azından biz öyle anladık. Hep gül inşallah, hep mutlu ol güzel kızımız...