28 Şubat 2009 Cumartesi

"....................................................

vahşi siyah atlardık;
yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi Amerika'ya
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı rüzgar aldı zaman aldı
o vahşi siyah atları

herşey o eski rüyada kaldı
çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların
öldükleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar
peki, sen anımsıyor musun?

MURATHAN MUNGAN, Avara şiirinden.

26 Şubat 2009 Perşembe

Karla karışık yağmur


Rüyalar... Rüyalar...

Karla karışık yağmur ve sonrasıında. Biraz üşüten bir hava ama temiz. Bol oksijen, birazdan hazırlanıp çıkacağım. Kursuma gideceğim, bu da bir huy işte, aman bir yer dağınık kalmasın evden çıkarken. Bugün hem yatak odasına hem de senin odana yaptırdığımız dolaplar gelecek, bir aksilik olmazsa. Ev yavaş yavaş toparlanıyor. Gelişmeleri yazacağım, muhtemelen öğleden sonra.

Bu havaları yağdığı zaman çok severim, ya güneşli olacak ya yağışlı. Ne yapacağını bilmez durumdaki kapalılık boğar beni. Griler yok ya işte dünyamda, ondan belki. Fotoğraftaki miniğin yüz ifadeleri çok güzel, bu kızların hepsi aynı kız mı? Alıcı gözle bakacağım, sonra :)
Geldim, dolaplar takılıyor şu anda. Birazdan işe koyulacağım, dolapların içlerini yerleştireceğim. Bu arada yazamadığım dönemde iki oda ve koridora badana boya yapıldı, evin yarısı temizlendi, bütün dolap içleri elden geçti, şimdi sıra fazlalıkları ortadan kaldırmada.
Temizlik yapıldıktan sonra tek bir tüy görsem, canım sıkılıyor. Her yer aynı düzende ve tertipte kalsın istiyorum, bir bırakırsam ucunu ooooooo....
Kar yağıyor hâlâ, çok güzel.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Üzüldüm... Gazanfer Özcan o babacanlığı ile akıllarda yer etti. "Bu adam bir gün hayatını kaybederse ben gerçekten üzülürüm, amaaaan allah korusun" diye düşündüğüm için midir nedir, çok üzüldüm... Mekanı cennet olsun.
Şeker yükleme sonuçlarını aldım, her şey normal.
Güzel bir gün geçirdim, lise arkadaşım ve şirin mi şirin oğlu ile. Devam edeceğim...
Babacığın grip, hiç kıyamam ben ona.
Sürekli uyumak istiyorum, ama uyku saati gelince de maşallah, dimdik ayaktayım.
Dayın süpriz yapıp geldi dün, çok komikti. Hem ben, hem de babacığın çok şaşırdık.
Dün akşam 1 ay önce biletlerini aldığımız tiyatroya gitmek için yola çıktık, 15 dakika sonra evdeydik. Şansımıza oyun iptal olmuş, daha önce izlediğimiz bir oyunu sahneleyeceklermiş, geri döndük.

13 Şubat 2009 Cuma

Haftasonu

Yağmur yağıyor, susmadan. Bütün gece sesliydi karanlık, hep birşeyler çarptı, birşeyler uçtu.
Uykumu düzene sokmaya başladığımı sanıyorum, çünkü sabah çok erken uyandım ve kursuma gittim. Öğleden sonra çarşıya çıktık ve yağmura yakalandık, hapşurmaya başladım tekrar.
Kursta kutular yaptık hepsinden farklı sesler çıkıyor, şahane. Fotoğraflarını koyacağım....

Yarın sevgililer günü. Hani diyorlar ya, olmasın böyle günler, para tuzağı. Bence olsun, limiti yok ki bunun! Ben 1 YTL ye alınmış kağıt helva ile de mutlu olabilirim, herkes de olmalı. Hatta diğer günler de başka özellikli olmalı. Bir gün, Sevgililer Günü, birgün yeşilde durmayan arabalara tekme günü, birgün soruya soru ile cevap verenlerin saçlarını çekme günü, birgün esnaf kan ağlıyor diye bağırıp, gelen müşterilerine bakmayan hatta dövmekten beter etmeye çalışan esnafların vitrinine sakız yapıştırma günü, iş hayatında yüzüne gülüp arkandan senin yerine konanların gerçek yüzlerini anlama günü, yerlere tükürmeme günü, PTT kargoyu daha ucuza götürüyor ne şahane günü.... Gibi gibi gibi...

Etkinlik notlarımıza geçelim: Şekerlerin fotoğrafı yarına kaldı, ama eşime ördüğüm sonradan kol kısmını beğenmediğim kazağı çanta yaptım. Dün kestim, ve alt kısmını diktim bugün de süslemeleri ve sapını bitirdim, tabii biraz yorucu oldu, kolları söküp yumak haline getirmek, örgü sap, kazağın kollarıydı bir zamanlar.:)

12 Şubat 2009 Perşembe

Uykudan önce...


geçmişin içinde bir yerde
cesaret vardı, biraz kör biraz sağır
şimdi gözlerimin derinliğinde
korku var, biraz deli
hatta "biraz" az kalır...

geçmişin tam ortasında
çekip gitmek vardı bir kolay,
dünyayı döndürmek vardı parmak ucunda
bin akıla bedel akılla
şimdi kenarda köşede kalmış
uzaklaşma isteği bile
günah, hem nasıl kocaman...

geçmiş iyi ki de geçmiş dedim bugün
sevdiğim adam ve karnımda bebeğim...
adamım araba kullanırken artık tedirgin
ben üşüttüm diye vicdan azabındayım, hem de ne derin
aile olmak kişi sayısını arttırmaktan öte
bir telaş işte,
düşünmek, iç acıması, merak,
bencillik nasıl da gidiyor arkasına bakmadan,
göbeğim gibi giderek büyüyen sevgim...
demişim ki yıllar önce
-kendim için-
"ruhum çok yorgun, bitkin, gergin
ancak anne olursam geri gelecekmiş yüreğim..."
bilmişim

Hoşgeldin...

11 Şubat 2009 Çarşamba

Bugüne devam

Güneşimi gördüm, yürüdüm 2 saat boyunca ve geldim. Yürürken denge ayarları bozuk insanlarla karşılaştım, sinirlerimi kontrol etmeye çalıştım. Astigmattan mıdır, önüne bakmamaktan mı, üzerine üzerine geliyorlar insanın. "Pardon" deme nezaketi nerede?

İletişimde de yer alan mahrem alanıma, yani 1 metrekarelik alanımın içine girmeyin kardeşim, kızdırmayın beni... Bu belki de koruma güdüsüdür biraz, kim bilir? :) Anne mi olacağım ne?

Yazarken gözlerim uyku sinyali veriyor, ama hayır birazdan kalkacağım. Yeşil mercimek çorbası yapacağım. Yanına ne yapacağıma karar veremedim, bakalım! Sen hareket ediyorsun içimde şimdi, ne istiyormuş miniğim?

Pazartesi günü pencerelerimiz takılacak, işte o zaman başlıyor maraton... (Gerçi "pencereleri yenilemeye gerek yok, toptan bütün çerçeveleri çıkarıp atacağım" diyor babacığın. Çünkü oksijensiz kalamıyorum, ev ferah koksun diye sürekli bir pencerem açık Tabii havalar bu kadar soğukken de.... Temiz hava gibisi var mı?)
Yaşasın!! Sağlıklı olalım da, hepsini yaparız tek tek değil mi? Enerjim geri gelsin lütfen... Burnum akmasın, ama bütün bunlar devam etse de sana sakın bir şey olmasın. Güneş sen sakın gitme, enerjim tükenme, sevgili eşim sen de sakın kendini özletme... Miniğim bekle... Az kaldı.


(Korkma pencereler açıkmış, soğuk olacak diye... Esra Teyzen düşündü senin minik ayaklarını:) )

İsim bulmak lazım


Gözlerimden uyku akıyor, özellikle sabah uyandıktan sonra uyumamamak için direndim. Dengem alt üst olmuş durumda, gece saat 3 de bile uykum yoktu, aslında esniyorum ama yatınca bir türlü uyuyamıyorum. Bari bugün uykusuz kalayım ki, gece uykularıma dönebileyim. Dün kursuma da gidemedim, ama yarın gitmeliyim, özledim.

Birazdan çarşıya çıkacağız, dolaplar için bir kaç değişiklik var onları konuşacağız. Sonra da boya bakacağız. Hastalığım hâlâ bitmiş değil, burnum çok akıyor, burnumdan nefes alamadığım için de ağzım sürekli kuruyor. En kısa sürede iyileşirim umarım. Cumartesi günü doktor randevumuz var, şeker yüklemesi olacak.

Bugün sabah güneş vardı, içim enerji dolu. En azından yaşama enerjisi. Şimdi yürüyerek güneşin vitamininden yararlanalım. Şimdilik öpüyorum seni miniğim, gelişmelerden haberdar ederim. :)

İsmini düşünmek lazım bu arada senin...

9 Şubat 2009 Pazartesi

En kısa ay

Dün akşam ve bugün boğaz ağrısı ve acısı ile cebelleşiyorum.Milkshake ve ardından içilmeyen su işte böyle yaptı...
Neymiş, dondurma ve buna benzer şeyler yedikten sonra su içmek şartmış. Giderek ağırlaşıyorum sanırım, tuhaf bir duygu bu. Gerçekten de ikinci trimester dedikleri en sağlıklı dönemmiş. Bu hafta 25. haftadayım, gelişmeleri takip ediyorum ve senin kapladığın alan büyüdükçe benim içim daralıyor. Umarım orada sıkılmazsın,bu hafta artık başlıyoruz odanın tadilatlarına. Babacığın dün seninle ilgili anılarımızı saklayabilmek için kamera da aldı. Yaşasın babacığın... Çok kırgınım, bir üşüyor bir terliyorum. Sürekli de hapşuruyorum, umarım hastalanmam. Bugün "İpek Yolu Çocukları" filmini seyrettik, biraz uzundu ama güzeldi.
Şimdi hareket ediyorsun içimde, biraz daha 25. hafta gelişmelerin okuyacağım ve sonra uyuyacağım umarım. Bu sabah okullar açılıyor ve ikinci dönem başlıyor...
Çalışan ve okuyan bütün eğitimcilere, eğitimi sevenlere hayırlı olsun. Ne heyecanlıydı çocukluğumda okul başlangıçları, bir gece öncesinde uyku tutmazdı heyecandan. Cumartesi pazar günlerini hiç sevmezdim, hep okul olsun isterdim... Hep okumak, ondan belki de çalışma hayatım da okullarda başladı ve devam etti. İyi geceler...

7 Şubat 2009 Cumartesi

Lamaze Felsefesi

21. yüzyılda lamaze eğitimi ile ilgili güzel bir site buldum. Dogaldogum.com, nefes egzersizlerinden, felsefesine kadar herşey var.
http://www.dogaldogum.com/yazilar/id10.htm sitesinden kopyalayıp yapıştırıyorum ki sık sık okuyabileyim.
DOĞUMDA LAMAZE FELSEFESİ
1.DOĞUM NORMAL, DOĞAL VE SAĞLIKLIDIR.
2.DOĞUM TECRÜBESİ ANNEYİ VE AİLESİNİ DERİNDEN ETKİLER.
3.KADININ DOĞAL DÜRTÜLERİ DOĞUMU YÖNLENDİRİR.
4.KADININ DOĞUMDA KENDİNE GÜVENİ VE BAŞARISI SORUMLULUĞU ALAN PROFESYONELLER VE DOĞUM YAPILAN YERE BAĞLI OLARAK ARTABİLİR VEYA AZALABİLİR.
5.KADINLARIN DOĞUMDA RÜTİN MÜDAHALELERE GEREK KALMADAN DOĞAL DOĞUM HAKKIDIR.
6.DOĞUM DOĞAL VE GÜVENİLİR BİR EYLEMDİR.
7.KADINLAR DOĞUM EĞİTİMİ SAYESİNDE SAĞLIKLARI İLE İLGİLİ KARARLARDA BİLİNÇLİ TERCİH YAPACAK VE SORUMLULUĞU ALACAK ŞEKİLDE EĞİTİLMELİDİR.

Hamilelikte Lamaze Felsefesi
1.Hamilelik normal ve doğal bir olaydır.
2.Kadın bedeni hamilelik boyunca bebeklerin gelişimine yardımcı olmak ve büyütmek için tasarlanmıştır.
3.Hamilelikte geçen 9 ay bebeklerin gelişip büyümesi, bedenin doğuma hazırlanması ve bir kadının anne olmaya hazırlanması için gereklidir.
4.Hamilelik anne ve babaların bebekleriyle ömür boyu sürecek güçlü bağlar kurmaları için bir fırsattır.
5.İyi bir destek,sağlıklı bir yaşam biçimi ,ve hayatın stresi ile başedebilme kabiliyeti sayesinde sağlıklı bir hamilelik,sağlıklı bir doğum ve sağlıklı bir bebeğe ulaşmak mümkün olacaktır.
6.Doğumdan sorumlu sağlık çalışanları kadınların doğumun normalliğine olan güvenini ve sağlıklı bir doğum yapabilme kabiliyetlerini arttırabilir veya azaltabilir.
7.Lamaze eğitimi kadınların bedenlerine ve doğumla ilgili dürtülerine güven kazanmaları,hamilelik/doğum/emzirme/annelik alanlarında bilinçli/eğitimli tercih yapmaları konularında kendilerine olan güven duygusunu güçlendirir.

Ebeveynlikte Lamaze Felsefesi
1. İyi bir ebeveynlik çocuklarımızın fiziksel ,ruhsal ve duygusal gelişimi için olduğu kadar kendimiz ve toplum için de yaşamsal bir öneme sahiptir.
2. Ebeveynlik çoşkulu,önemli , tatmin edici ve verilen emeğe değer bir görevdir.
3. Ebeveynlik doğumdan önce başlar.Çocuklarla anne ve babalar arasındaki özel bağ doğumdan başlayarak yaşam boyu devam ederken saygıyla karşılanmalı ve korunmalıdır.
4. Çocukların hayatında anne ve babalar eşit rol alır ve birbirlerinin yerini tutamazlar.
5. Ebeveynlik öğrenilen bir sanattır.En önemli öğretmenlerimiz kendi ebeveynlerimiz,ailelerimiz ve çocuklarımızdır.
6. İyi bir ebeveynlik için kendi ailelerimiz,arkadaşlarımız ve toplumumuzun desteğine ihtiyacımız vardır.
7. Kendimiz ve çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılayacak kararlar verirken eğitim ve destek ebeveynlerin kendilerine olan güvenini ve kabiliyetini güçlendirir.

6 Şubat 2009 Cuma

Her telden

Hesaplamalarımıza göre 112 gün kaldı doğumuna miniğim. Bu akşam baban için tiramisu yaptım, hazır pasta varken mum koyalım ve üfleyelim dedik. İkimiz de senin için güzel dilekler tuttuk ve üfledik.
Uyuma isteğim bugün fazlaydı. Sabah 11:30'da uyandım o da telefonla. Öğleden sonra 3'de uzandım tekrar, 16:30 da uyandım. Hava karanlık olunca zaten başka bir şey yapası gelmiyor insanın. Haftalar çok çabuk geçiyor, senin odan ve tam karşısındaki mutfak için tadilatlarımız başlıyor. İşte en sevdiğim şeyler, tadilat, dekorasyon, değişiklik.
Alışkanlıklarım konusunda oldukça sabit fikirliyimdir, arkadaşlarım, gittiğim kuaför, alışveriş ettiğim yerler, bir yeri beğenirsem mümkün olduğunca değiştirmem ama iş ev dekorasyonuna gelince sürekli mobilyaların hatta odaların yerini değiştiririm. Bir gün geldiğimde mutfağı yatak odasına taşıyacaksın diye korkuyorum demişti babacığın. Tabii bu çalışmamanın getirdiği değişik bir şeyler yapma hissimden de kaynaklanıyor olabilir. Sen karnımdayken, ama bunu kimse bilmiyorken, oturma odasını şimdiki yerine taşıdık anneannenle. O zaman sana birşey olmamış ya... :) Allah korusun, bundan sonra da sağlıkla devam ederiz umarım.

Şimdi odanın pencere ve kapısı değişiyor, sonra duvarları boyatacağız. Senin odan, sarı olsa? Nasıl olur? Bu arada oturma odasını da boyatacağız, orası da sarı mı olsa ki, odanın mobilya rengi lila, ama perdeler değişecek, buraya sarılı perdeyi takacağım, senin odana da lilalı pembe perdeyi. Acaba senin odan lila, oturma odası sarı mı olsa? Yoksa pembe mi yapsak?
Denemeden de bilemeyiz ki? Aha ha ha, bu cümleyi babacığın duymasın, "hepsini denemek mi?" diye algılayıp bayılabilir. Buna karar verdikten sonra, senin odana koyabileceğimiz dolap siparişini vereceğiz ve odanın halısını alacağız. Halının rengi de yumuşacık ve portakala çalan sarı ya da pembe olabilir. Mobilyanın üzerinde pembe, yeşil ve sarı renkler var. Olmadı kura çekeriz. En son da senin mobilyaların gelecek, oraya bir de tekli koltuk koyacağım. İşte bu kadar.... :)
Yavaş yavaş eşyalarını yerleştireceğiz sonra, bu arada yine odanı müzik dinleyebileceğimiz hale getireceğiz. Acaba dolap yaptıracağımız yer, bizim müzik zevkimiz için raf da yapar mı?
Oraya masal kitaplarını da koyabilirim.

Bu kısım gerçekten zevkli, sağlığın sağlığımız yerinde olsun da. Babacığın dolaplar için yeterli diyor, umarım oyuncakların ve diğer eşyalarını düzgünce yerleştirebiliriz.En kısa sürede o odadaki fazlalıkları çıkarmam gerekecek. Önümüzdeki pazartesi günü bu iş ile ilgileneyim ben. Bu arada odanın eski halini ve yeni halini fotoğraflayacağım. Bakalım nasıl olacak?
Dün göz doktoruna gittik. Gözlerim miyop ve biraz ilerlemiş, yine gözlüklerimi kullanmaya devam edeceğim ama ilerlemiş numarada lens aldım. Hamilelikten midir acaba? Doktoruma sordum sanmıyorum dedi, ama Epsilon Yayınlarının kitabında hamilelikte göz problemi yaşayabilirsiniz diyordu. Dişlerim hala hassas, hergün en az iki kere fırçalıyorum, tuzlu su ile gargara da yapıyorum ama bu kadar dikkate kesinlikle hormonlar ile ilgili, tıp doğru söylüyor yani. :) Ben önemli görüşlerimi belirtmiş olayım.
Bir de senin ismini baban bulacakmış bana da söylemeyecekmiş, nüfus cüzdanında görecekmişim. Ama adil olalım diye odanın boya rengini ben seçeceğim. Nasıl ? Böyle eşitlikçi, paylaşımcı bir baban olduğu için inan çok mutluyum, zaten görev paylaşımlarımız da hep bu şekilde. Ben yemek yapıyorum, baban yiyor, ben ütü yapıyorum, baban giyiyor, ben evi temizliyorum, baban da temizlediğim yerlerde yürüyor. Süper, süper!!!!

İşte bu kadar komiğiz biz:)
Ama gerçeğiz de:)
Yukarıda yazdıklarım da işin şakası. Şaka olmayan taraflar da olabilir tabii. Ay ne desem, ne yazsam?.. En iyisi sen bir güzel doğ, güzel güzel büyü ve karar ver miniğim. Babacığına kıyamıyorum yoruluyor diye, herşeyi yapayım diyorum ve sonra kızıyorum. Bu kadınların genel tavrıdır, kendileri yaparlar, istemezler sonra yapılmayınca kızarlar. Ama asıl istenen karşı tarafın düşünmesi, yapmasa bile hamlede bulunmasıdır. Fizyolojik olarak mı, geleneksel olarak mı bir şekilde de bu incelik erkeklere pek verilmemiştir. Onlar ne yapsın?
Anneler hassas olmalı, biz bu aşamada pek önemliyiz. Geçen akşam televizyonda küçük bir oğlu olan şarkıcı bayan, oğlunun çapkın olmasını istediğini söyledi. Kocası çapkınlık yaptığında da böyle ağzını yayarak gülebilecek mi acaba? Konu konuyu açıyor, yazı uzuyor da uzuyor. Siyaset Meydanı başladı, biraz seyredeyim. Tatlı rüyalar miniğim....

4 Şubat 2009 Çarşamba

Gece görüşü

"Bil ki domuzların önüne inciler serilmez
Mücevherden sarraflar anlar ancak,başkası bilmez
Ne farkeder ki kör insan için elmasda bir cam da
Sana bakan kör ise, sakın kendini camdan sanma" Mevlana ne güzel söylemiş...

Bu dörtlük benim en sevdiğim dörtlüktür, ama bu dörtlüğü herkes anlamaz miniciğim. Ceviz, fındık, follik asit... Akıllı çocuklar dünyasındayız, ama zamanımızda akıllı olmak mı prim yapıyor acaba?
Her zaman bir ortamın en bilgisizi olmayı tercih ederim derim, ama bunu sen sakın senden bilgisizlerin yanında söyleme. Anlamazlar. Senin kendine güvenini, kendinle dalga geçebilmeni, eleştirmeni eksiklik olarak görmeye çalışırlar, ezmek ve yok etmek onlar için yaşama biçimidir.
Başka türlü var olduklarını değil diğerlerine hissettirmek, kendileri bile hissedemezler.
Bu insan örneklerinden koltuklarına yapışmış olan çok. Koltuk gittiğinde bir hiç olacaklarını düşündükleri için, o koltuğa her türlü sarılırlar. O koltuğun sadece koltuk olduğunu bilenler, zaten uzak dururlar oradan ama anlatamazlar dertlerini. İş olsun yeter ki tavrını tehdit olarak düşünürler, yaşlarına başlarına bakmazlar, nereden vuracaklarını şaşırdıkları için taklit yaparlar, mimikler ile dalga geçerler, küçülürler de küçülürler...
Değişik insanlar vardır miniğim, değişmekten acaip korkarlar...

24.haftadayız



Yazmaya başlamadan önce hangi konulardan bahsedeceğimi düşünüyorum sana, ama iç açıcı şeyler yazmak için dışarıdan bir şeyler olmasını beklersek çok bekleriz. Ne haberlerden, ne de hava durumundan bugünlerde neşe veren şeyler olmasını ummak biraz hayalcilik. Ama sana güzel bir şey söyleyebilirim, biraz önce lise arkadaşlarımdan birisi ile görüştüm ve önümüzdeki hafta Eskişehir'e geleceğini öğrendim, bak işte bu beni heyecanlandırdı. Yıllar sonra, okulun en örnek öğrencisi olan arkadaşımı göreceğim, hayatını, heyecanlarını çok merak ediyorum. Ama en çok da gözlerini.. İçinde ne var acaba, yaşanmışlıkları ne bırakmış gözbebeklerinin iriliğine?

Biraz önce anneannene yine bir kapı süsü yaptım, bir şeylerle uğraşmak çok eğlendiriyor beni. Bunun için özel malzeme almadık ama, evde ne varsa onları değerlendirdim. Umarım beğenir
"kucukinsan.com" da babaya mektup diye bir bölüm var, babacığından okumasını rica ettim, çok hoşuna gitti. 24. hafta içindeyiz, aslında birazdan uyumam gerek çünkü yarın göz doktoruna gideceğiz. Hazır çalışmıyor iken, bütün organlara baktırmak gerek. Senin sağlıklı olman kadar benim de sağlıklı olmam ve sana yetebilmem gerek değil mi?

Yandaki elbiseyi Deniz Teyzen almış, ben ve baban da -aşağıda- bir tulum aldık. Bütün bunları yazıyorum ve gösteriyorum sana ki, ileride ne kadar kıymetli olduğunu, seni daha doğmadan nasıl dört gözle beklediğimizi bil. Böylece kendini iyi ve değerli hisset ve kendine güvenli bir insan olarak büyü. Tabii bütün bunları yaparken bizim iletişimimiz çok önemli olacak, inanılmaz bir korku var içimde, ya sana karşı hata yaparsam diye...
Aslında hoşgörülü ve komik bir insan olduğum zamanlar oluyor, bazı konularda kurallarım olsa da. Anneni ve babanı sana anlatmak için zaten bu blog, yorumlarım ve düşüncelerim seni yönlendirmekten öte, bizi sana tanıtmak.
Yaşasın uykum geldi. Henüz 01:15, ama gözlerim işte kapanıyor. Yarın sabah erken kalkacağız, bak şimdiden söyledim, ne oluyor deme sabah miniciğim, bir de nazlanma sakın. Çünkü ben dünden razıyım sabah uykusuna :)

3 Şubat 2009 Salı

Hayat Felsefesi


ÇOCUKLARINIZ

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,

Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.

Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler

Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.

Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.

Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.

Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.

Çünkü ruhlar yarındadır, Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.

Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.

Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.

Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.

Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür

Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.

Okçunun önünde kıvançla eğilin

Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar

Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

Khalil Gibran

Rüya

Yine gece yarisini bulduk... Beyin güzel oyunlar oynuyor, rüyalar hiç bitmiyor. Bakalım bu gece ne göreceğim? Bugün sana pembe bir tulum aldım, Deniz Teyzen de kırmızı bir elbise almış. Çok güzeller, şanslı bir bebeksin maşallah ve umarım hep öyle devam eder.
Bugün çok hareketlisin, içeride düğün var herhalde. Bugün mercimek çorbası ve zeytinyağlı portakallı kereviz yedin, fark ettin mi?
Artık lezzet ayrımı yapabilirmişsin. :D Umarım ben ne yiyorsam beğeniyorsundur. Ateş bastı, gecenin bu saatinde. Bugün bahsetmek için konu bulamıyorum, 0-12 yaş arası çocuklarda psikolojik gelişimi okuyacağım biraz. Tatlı rüyalar...