5 Ağustos 2010 Perşembe

31 Mayıs 2010 Pazartesi

18 Mayıs 2010 Salı

Zeynep...

Aklım sende, fikrim sende...
Uyuduğunda aldığım kokun,
Gözümü kapattığımda yüreğimin içinden geçiyor
Gözlerinin içindeki ifadeyi
Aynadaki görüntümde taşıyorum
Ağlayışın çırpınışı varlığımın...

Herşeyden öncesin, herkesten saklı
Kalbimin her atışındaki nakaratı
Her an sağlıklı ol da yeter dediğim kızımmm
Hayata seni verdiği için
Binlerce kez şükretmem lazım

canım kızım ve çıtırımızzz

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Doğumgününe az kaldı...

Pazar günü bütün gün evdeydik, biraz dolaşmak için alışveriş merkezine gittik. Zeynep benim kucağımdan inmiyor, babasındayken bile beni istiyor. Bu da oldukça yorucu oluyor tabii, yaklaşık 1,5 saat sonra evdeydik, Fenerbahçenin kazanamadığı maça yetiştik.
Geçtiğimiz hafta grip oldum, sanırım Zeynep'e de bulaştırdım, bütün gece uyuyamadı burun tıkanıklığından. Cold mix denen şey de işe yaramadı, okyanus suyunu da burnuna sıkmaya cesaret edemedim çünkü çatlayacakmış gibi ağlıyor burnuna yaklaştığında.
Yakın zamanlarda bir boyun bükme hareketi geliştirdi kızım, küçük Emraha benziyor, hangi durumlarda yapacağını da çok iyi biliyor. Aslında senin için söylenebilecek en yakın kelime"zilli"..."Zilli kızım"diye seviyorum zaten.
Cumartesi günü bakıcımız işten ayrıldı, yeni bakıcımız ile 1 hafta birlikte zaman geçirdiler ve bugün yeni teyzemiz ile Zeynep evde yalnız. Bakalım nasıl olacak alışma dönemi? Zeynep hatırlayacak mı eski teyzesini? Psikolog bir arkadaşım 1,5 yaşına kadar çok anlamaz üzülme dedi ama ben pek öyle düşünmüyorum Zeynep için. Son zamanlarda herşeye mızmızlık yapma durumu var, hissetti mi acaba diye düşündüm ister istemez.
Duygusal zekası yüksek çocuklar erken farkedermiş, canım kızım benimmm... Senin için herşeyin en güzelini ve en iyisini istiyorum, diliyorum.
Dün "baba" kelimesini gerçekten babasına söyler gibi içten ve anlamlı söyledi, anne demeye niyeti yok gibi. :D
Babasını gördüğü zaman da "baba" diyor, babasının gelme saatinde de.
Tepkileri güzel, kulağın nerede, burnun nerede, ayağın nerede sorularını göstererek cevaplıyor ve bir şey vermesini istediğimde alıp veriyor. Maşallah benim kızıma, allah nazardan saklasın güzel yavrumu.
Havalar ısındı derken, bugün tekrar sıcaklık düştü. Güzel kızım çabuk iyileş. Bazen bazı konularda yanlış mı yapıyoruz diye çok korkuyor ve üzülüyorum, aç kalmasın diye yemesi için ısrarcı olduğumda, uyumak istemediğinde uyutmaya çalıştığımda...
Umarım seni en iyi şekilde yetiştirebilirim ve umarım aklın erdiğinde iyi ki sen benim annemmişsin dersin ve umarım beni çokkk seversin.... 9 gün sonra doğumgünün, umarım herşeyin en güzelini yaşarsın benim minik güzel kızımmm. Seni çok seviyorum.

2 Mayıs 2010 Pazar

2 Mayıs 2010

Bahar geldi hoşgeldi... Hafta sonu, hava güzel. İnsanın sağlığı yerinde olduktan sonra, karnı da tok olduktan sonra, sevdikleri de yanında olduktan sonra... Şükretmeli binlerce defa.
Dün ağaç bayramı vardı, kızım ve eşim adına iki fidan diktim. Onlar toprakla bütünleşip büyüyecekler, oysa evdeki çiçekleri solduran da benim, suçlu hissettim kendimi şimdi.
Dün Zeynep hava alsın diye çarşıya çıktık, eve döndüğümüzde nereye yatacağımızı şaşırdık. Arabasında durmak istemiyor, dışarıda temiz havada böyle gezerken mışıl mışıl uyuyayım da demiyor. Babasının kolları koptu, bir daha hep birlikte dışarı çıkıp gezme fikrine pek sıcak bakacağını sanmıyorum ki, akşam uykusunda ben de kafamı koyduğum yerde daldım gittim.
Fenerbahçe Eskişehirspor'u 2-0 yendi.
Zeynep'e "nerde göbişin kızım" deyince, göbeğine vuruyor:D
Çilek ve kuru kaysıyı çok seviyor.
Gece uykusunda süt için mutlaka uyanıyor en az iki kere, emzirme sona erdiğinde ne yapacağız bakalım?
Banyoya bayılıyor, fırsat bulsa klozetin içine girecek.
Arada ayağını tam basıyor ama hala yürümeye niyeti yok gibi.
Ba-ba, gey -gey, gel gel, ma-ma-ma, me-mme diyor.
Ama genelde iiiiiiiiiiiiiiiıııııııııııııııııyyyyyyyyyyyyyyy diye huysuzluk yapıyor.
Altı açıldığında kıyamet koparıyor.
Yemek yerken doyduğunda kafasını iki yana sallıyor.
Bir de kafasına vuruyor arada, komik oluyor. Her haliyle güzel oluyor,insanın kendi çocuğu ise her yaptığı süper oluyor...

27 Nisan 2010 Salı

Tatil, yaşasın tatil...

Hafta sonu 23 Nisan Çocuk bayramını bahane ederek, Antalya'ya kaçtık. Uzun zamandan sonra ilk defa kızımla bu kadar süre başbaşa kalabildik. Arabada hele de mola vermeden 5 saat gidince bunaldı Zeynep.
Ama temiz hava iyi geldi, Çıtır ve Gizmo ile tanıştı. Kocaman iki köpeği gördüğünde şaşırdı, baktı ki hareket ediyorlar, kalbi çarpmaya başladı hızla. Kuzucum benim, yaklaşınca da başladı ağlamaya. Ama sonra baktı ki çok uyumlular, gel gel yapmaya başladı parmaklarıyla.
Dayısı canlılarla tanışma programını iki golden, iki tavuk, üç civciv  ve toprak ile sınırlandırdı bu sefer. Kızım toprakta emekledi, civcivleri sevdi, ( bir ara kanadını koparıyordu), tavuklara uzaktan baktı ve Çıtırın tüylerini yoldu. Çıtır ise özlemiş halasını, hep seveyim diye gözümün içine baktı ama doya doya sevemedim de kuzumu. Kuzular çoğalınca hangisini seveceğimi şaşırdım.:)
Antalya güzeldi, zaten Eskişehir'li birisi için sıcak iklim çekici gelmiştir. Eskişehirliler de bu yüzden çok sanırım orada. Akdenizi seviyorum, güneşi, denizi, yazı ve yazlığı çağrıştıran herşeyi seviyorum, içimdeki bütün kara bulutlar kayboluyor. Güneş losyonu kokusu depresyondaysam bile çıkmam için yeterli. Heyecanlandım, deniz ve kum... Hımmm
Güzel kızım insan gördükçe sosyalleşiyor, aslında olabildiğince değişik ortamlara sokmak gerekiyor bebekleri.  Tabii annenin hali kalırsa... Şu anda 11 aylık tam, allah uzun ömür versin. 6 tane dişi var, sıralıyor ve hiç yerinde durmuyor.
Bir de tabu oynadık, kuklalı olandan. Çok güldüm, özlemişim oyunlar oynamayı.

13 Nisan 2010 Salı

Zeynep... Güzel kızım...
10,5 aylık oldu bebeğim, bakıcı arıyorum. Teyzemiz ayrılacak, şimdiye kadar da 5-6 kişiyi gördük ama bir türlü seçim yapamadık.
Zor kararmış vesselam...
Artık uykularımız düzene girsin diye düşünürken, burun tıkanıklığı çıktı. Burnu tıkanıyor geceleri kuzumun, saat başı uyanıyoruz o zaman. Buhar makinesi de aldık ama fayda etmiyor galiba, serum fizyolojik damlatıyorum, o zaman da sanki etinden et kopmuş gibi ağlıyor. Ah anne olmak böyle işte, içinden birşeyler çekip çıkarıyorlar sanki.10 kg oldu, boyu da 74 cm idi en son. Emzirmeye devam, belki de emdiği için yemek yerken problem yaşıyoruz. Özellikle bende iken, başını sürekli sağa sala sallıyor, istemiyor yemek. Altını değiştirirken savaş halindeyiz, bezini bağladığımda zafer kazanmış gibi hissediyorum. Bir sonraki çişe kadar dinlenme süresi veriyorum kendime:)  Artık sıralıyor, emekliyor, uzaktan kumandalı araba aldık peşinden gitsin diye. Dedesi ve babası Zeynep uyuyunca oynuyor.
Gülümsemesi dünyaya bedel, ben uzaktayım çalışıyorum diye kapris mi yapıyor acaba?
Bu hırçınlığın sebebi bu mu? Dün öğlene kadar evdeydim, arada çarşıya gidip gelmelerimin dışında. Teyzesi ile bir güzel oynadı, mamasını yedi, altı değiştirirken oyun oynadı. Acaba ben anlamıyor muyum kızımın dilinden?
Oyyy oyyyyy.....

22 Şubat 2010 Pazartesi

Bahar gelirken


Kızım benim, küçük güzel meleğim. Gün geçtikçe güzelleşen bir duygu bu, her geçen gün değişen çehresi ve davranışlarıyla meleğim şaşırtmaya devam ediyor. 6 gün sonra 9 aylık olacak Zeynep, geçen hafta emeklemeye başladı. Hafta sonu kabloları toparlamak için oturduğumuz odada bir kaç değişiklik yaptım, bir de bahar temizliği. Giymediğim kıyamadığım bütün eşyaları çıkardım, pek bir şey kalmadı gibi ama bir tur daha girsem dolaplara yine bir o kadar daha çıkarabilirim sanırım.
İşlerim yoğunlaşıyor, bu dönem zorlu bir dönem olacak. Her hafta bir etkinlik, bir toplantı, bir kutlama... Umarım birbirimizi çok özlemeden sağlıkla geçiririz bu dönemi de.
Dört dişi ile devam ediyoruz, yakın bir zamanda diş bulguru yapalım, kuzumun hiç bir şeyi eksik kalmasın. Oyuncak almak çok akıllıca bir şey değilmiş, anne baba için renkli şeyler hoş tabii ama terlik, uzaktan kumanda, cep telefonu, toka, tarak kızımın daha çok ilgisini çekiyor. Hafta sonu iki gün boyunca sadece çiş ile idare etti,  dün akşam zeytinyağı içirdim bir küçük çay kaşığı hemen etki etti. Maşallahhhh, doğal yollardan şaşmamak gerek.
Yaklaşık 1 aydır ma- ma-ma   diyor, bir de çığlık çığlığa bağırıyor, yakın zamanda da ba -ba-ba demeye başladı. Bir de yabancıyı çok kolay ayırt ediyor artık, gezerken ya da kendi halindeyken duruyor, beni gördüğü anda çığlığı basıyor. İlginç bir duygu, acaba o anda ne hissediyor? Ya da korkunç mu görünüyorum gözüne, ya da "annesinin onu bıraktığını mı sanıyor"?  Merak ediyorum, gece uykusu bölük pörçüktü bugün, dün düzeni bozuldu, dışarıya çıktık çünkü.Acaba ondan olabilir mi?
İş için hazırlanmak gerek niyetiyle dün duşa girdim, bu arada Zeynep babası ile birlikte vakit geçirdi. Bir baktım ki babası Zeynep'in saçlarını kurutuyor, terlemiş diye. Hoşuma gitti, babası ile başbaşa bıraksam kim bilir nasıl iletişim kuracaklar? Şimdi etrafta hep ben varım, babada onun rahatlığı var ama eminim ki, sorumluluk kendisine kalsa en az benim kadar ilgilenecek Zeyneple.
Bahar geliyor, güneş olan her gün güzel. Ama ben ne güne, ne geceye hiç bir şeye yetişemiyorum....

8 Şubat 2010 Pazartesi

Uzun bir yolculuk, diş çıkarma dönemi ve kamp

Somestrda Antalya'ya gittik ve geldik. Zeynep alt tarafta bir dişle geldi, 14 sonra döndüğümüzde 4 dişi vardı. Temiz hava, deniz havası bebeklere iyi geliyor. Ama şansımıza çok yağmurluydu. Dışarı doğru dürüst çıkamadık otelden ve klima çalışmayan yerlerde soğuğu hissettik. Zeynep anneannesi ile odada samimiyeti iyice ilerletti. Şimdi gördüğü zaman çığlıklar atıyor.
Ben Side'ye görev dolayısı ile gittim, bebeğim küçük olduğu için bırakma durumu söz konusu olmadı. Daha da bağlandık birbirimize, gerçi bugün işten gelince beni görmezden geldi bir süre.
Her geçen gün daha çok şaşırıyor insan, bir bebeğin büyümesi büyük bir MUCİZE... Şükürler olsun...

15 Ocak 2010 Cuma

Kul kurar, kader gülermiş...

Dişini gördüm kızımın, biraz uyku problemi yaşadık, bir gün çok huzursuz davrandı güzel kızım. Kafasını sürekli omzuma dayadı, bir sağ tarafa, bir sol tarafa. İştahı azaldı, çok hafif ateşlendi. Ama sonunda alt tarafta küçücük dişi göründü. Ağlarken bab -aggg- bammm gibi sesler çıkarıyor, sürekli değişiyor, zamanın içinden zamana karşı zamanla birlikte. Dünyanın bütün mucizeleri bir bebekte toplanmış sanki, gelişirken öğreniyoruz.
El çırpıyor, fış fış kayıkçı dediğimizde öne arkaya gidip geliyor. Ben onu çok seviyorum, çok.
Babası gün geçtikçe daha da çok seviyorum diyor, tıpkı benim gibi.
Ayaklanıp konuşmaya başlayınca nasıl olacağız kim bilir?

Candan Erçetin'in son albümünü dinliyorum, bütün albümlerinde olduğu gibi bunda da büyülenmiş vaziyetteyim. Müzik ruhumun gıdası, ne önemli bir şeymiş meğersem, ruhun düzeni için. Biraz eksik kalsa kulağım, harekete geçiyor beynimin raflarındaki parçacıklar. Uçmaya başlıyorlar...
Sonra daaaa bummmmmmmmmm, tek bir çarpışmada desibeli yüksek bir ses çıkıyor. Tehlike çanları çalıyor.
Beslenmek gerek, güzel müzikle... Ruha iyi gelenlerle.
İşler yoğun, koşturuyoruz. Bir güzel plan peşindeyim şimdi, havalar güzelleşince, işler durulunca erken rezervasyondan yararlanıp tatile gidelim, yeşili ve oksijeni bol bir yere. Şimdi aklıma geldi, Zeynep karnımdayken ne kadar ihtiyacım vardı temiz havaya, iki kişilik soluyordum, iki kişilik uyuyordum, iki kişilik yiyordum ( yemek istediğim menulerde:) ) İyiymiş aslında hamilelik, toptan mazaretliyim durumu.
Bahaneye gerek kalmadan... Ohhhhh....
Hamile arkadaşlarım var, sevinçliyim, yeni bebekler gelecek.Biri Amerika'da, birisinin 10 haftası kaldı, birinin 5 günü.... Dualarım sizinle... Darısı başınıza, bebeğinizin sıcaklığını kucağınızda hissedeceğiniz günlere az kaldı.Yalnızlık diye bir olgunun varlığını unutmaya...Az kaldı.