25 Aralık 2008 Perşembe

24 Aralık 2008 Çarşamba

ilk kar yağdı


Az kaldı yeni yıla, bugun ilk kar yağdı. Nihayet...

Ama işte beklenilen kar görüntüsü değil çamur oldu, o yüzden mümkün olduğunca dışarı çıkmamak ve pencereden karın yağışını seyretmek gerek. Dün akşam babacığın çok çalıştı ve ben çok üzülüyorum, bugün kıyamadım elleri ve ayakları sıcak olsun hep diye bir şeyler aldım. Gerçi baban ben gibi değil, her zaman elleri sıcacık. Olsun... Üşüme ihtimalini sıfıra indirmek için, çabamız olsun en azından.
Sen de böyle hep babanı düşün, ben bazen kızabilirim, kadınların kaprisi bitmez ama sen asla izin verme kızmama. Hep koru babacığını, hep sev...
Dün Esra Teyzene gittik, Yurdagül ve Deniz Teyzenle. Çok eğlendik, eminim ki içeride çıldırdın ve dışarı çıkıp bizimle gülmek için gün sayıyorsun. Ama biraz daha sabır, nasıl olsa sağlıkla geldikten sonra sen çok eğleneceğiz. Baban da çok espritüel ben de öyle olduğumu düşünüyorum. Sen de hep gül miniğim... Gülmekten hiç vazgeçme.
Ciddi olduğun durumlar başarılarınla ilgili olsun, hayatın en acısızından, ortaya karışık olsun...
Birazdan balık yapacağız, senin balık yiyen bir anneye ihtiyaç duyduğunu varsayarak... Güzel bir de salata yapalım ve bekleyelim babacığını. Kendisi yapacağını düşünüyordu ama süpriz yapalım hazıra gelsin... Yorulmasın...

18 Aralık 2008 Perşembe

17 Aralık 2006...
Ailelerin tanışması, isteme ve nişan. Yıldönümü...
Ve ben hafızamın gizli oyunlarında kaybolmuş, açtığım çekmecelere odaya bir dahaki girişimde şaşkınlıkla bakıyorken... Yani bir çok şeyi olmadık zamanlarda unutuyorken, nişan yıldönümünü de atladım.

Ama babacığın, harika. Unutmadı. Ama mazeretim var, hamileyim ben!

Bugün gerçekten yoruldum ve bir ara nefessiz kaldım. Sanırım ciddi ciddi içimdesin ve varlığını belli ediyorsun. Yavaş yavaş karnım da büyüyor, gerçi çok dikkatli bakılınca anlaşılıyorsun ama. 17. haftamızın içindeyiz. Ben ne kadar huysuz olsam da, (gerçi çok nadir huysuz oluyorum) babacığın bir şekilde bizi mutlu etmesini başarıyor. Şu anda da gizli gizli ne yazıyorum diye bakıyor, zaten çok afacan. :)
Ben yalnızken tekrar yazarım. İyi geceler.

17 Aralık 2008 Çarşamba

aralık ortası


"Kıyıp da kullanamadığım günlük. Sana saklasam, sen oraya sana yapılan süprizleri yazsan,sen hep mutluluklarını saklasan... Sen sevgimizin en doğal hallerini biriktirip dünyaya hep sevgiyle baksan..."
(Dayın gönderdi bu güzel günlüğü)


Cinsiyetini öğrendik...

Umarım hayatın bütün güzelliklerini görebilen güzel gözlerin, pembe pespembe görünen bir dünyan olur miniciğim... Gücün yüreğinin derinliklerinden gelir ve kimsenin seni üzmesine izin vermezsin.

İçimizdeki hisler zaten kız olacağın yönündeydi, ama emin ol en önemlisi sağlıklı olman.

Bu süreç boyunca huzurlu ve sakin olman. Anne olmak neden zor biliyor musun miniciğim?
Seni taşımak, senin yarattığın değişikliklere uyum sağlamak vb bütün bunlar değil. Anneliğin asıl zor yanı, seni mutsuz etme olasılıklarını düşünmek... Seni içimdeyken sürekli huzurlu bir ortamda bulunman benim en büyük sorumluluğum, onun dışında yorgunlukmuş, uykuymuş, unutkanlıkmış, çatlakmış... Hepsi komik geliyor, annelik zor ya seni mutlu edemezsem? Ya seni huzursuz edersem miniciğim?

Bir insanın sorumluluğunu almak, doyurmak, giydirmek, korumak, kollamak... Bütün bunlar zaten olan hayatın içindeki doğallıklar.
Yüreğinin acıması, yalnızlık hissi ve korku... İşte bu duygularını yaşarken senin annen olarak durmam gerektiği yerde dururum umarım.
Yeni yıla az kaldı, yeni yıl fikrini hep çok sevmişimdir, her sene de yılbaşı ağacı süslemek istemişimdir ama sonra da vazgeçmişimdir. Yeni yıl umut demek, süs püs kırmızı yenilik sevgi süpriz.... Umarım 2009 yılı herkes için güzel bir yıl olur, 2009 da sen geleceksin, umarım geldiğinde mutlu olur ev sahiplerini seversin... Hem de çok seversin!


10 Aralık 2008 Çarşamba

rengarenk


Uzunca bir süre yazamayabilirim. Bugün bayramın üçüncü günü, yarın babacığın gelecek inşallah. 3 gündür pilates yapıyorum. İyi, güzel, rahatlatıcı.
Hiçbirşeye çok bağlanmamak gerek, hiç bir şeyi çok ciddiye almamak. İnsan canı ne çabuk etkileniyor herşeyden...
Cinsiyetini öğrenmemize 3 gün kaldı, acaba hissettiklerimi hissediyor musun sen de?
Babacığın yokken tadı da yok bayramın...

7 Aralık 2008 Pazar

Canımız sağ olsun...




Bugün arife...
Dün akşam babacığın yola çıktı, trende çantası çalındı. Lap top, harici hard disc, bir kilo Tanınmış Helvacısından helva... Sayamadığım eşyalar.
İnsanlar hakkındaki iyi niyetimi kaybetmek istemiyorum, ama babacığının senin için derlediği müzikler gelince aklıma, harcadığı emek ve zaman. Benim 8 senelik çalışma hayatım boyunca hazırladığım sunular, yazılar gelince aklıma, çok önemli olmasalar da benim emeğim, hislerim...
Babacığınla anılarımız...
Bu kadar basit işte, bir başka insana ait ne varsa toplayıp götürmek. Çalana göre kaç para, bize göre kaç zaman, hatıra?
Acaba Allah bize bir uyarı mı gönderdi, hepsini düşünmek lazım.
Sen giderek büyüyorsun, haftaya cumartesi inşallah cinsiyetini öğreneceğiz. Sen sakın üzülme miniğim, babacığın da üzülmesin. Sen bende olduğun için ben de üzülmeyeyim... :)
Sevdiklerimizin ömrü uzasın inşallah, f klavyedeyim, eziyet çekiyorum. İyi bayramlar...

3 Aralık 2008 Çarşamba

Hayal kurmak bedava

Günler sonra...
Bu tarihe birkaç fotoğraf ekleyeceğim. Unutma sakın, unutma, unutma...

Bayrama az kaldı, ama şu anda ben en çok akşam yemeğine az kaldığı için seviniyorum... :)
İnsanın aklı fikri yemekte olur mu sürekli? Yarın temizlik var evde, ruhum da temizlenecek sanki, içim rahatlayacak... Umarım uzun süre dayanır.
Bugün pazardan şalvar pantolonlardan aldım, 3,5 aylık olmasına rağmen artık göbeğim sıkıntıya girmiyor, modaya böyle uyalım bizde...

İlaç yazdırmak için aile doktorumuza gittim, hemen gebeliğimle ilgili kayıt altına alındım. Artık devlet tarafından da bebek beklediğim bilinmekte:) Ocak ayına doğru tetanoz aşısı için gelin dedi ebe, elbette hepsini doktoruma sormam gerekiyor önce. Bugün yürürken kramplarım beni hiç yalnız bırakmadı. Hele de Çarşamba pazarında yürümek, Acun'un zor yarışma programlarından birisine katılmak gibiydi.

Yılbaşı geliyor, biletler alınacak, umutlar hayaller...
Bir sitede milli piyango size çıksa ne yapardınız diye bir soru vardı, şimdi bunun hayalini kuracağım. Gerçi kalkıp pilav da yapmam gerekiyor ama, belim ağrımış biraz dinlenelim, değil mi miniğim? Bu arada babacığın şahane çiçekler almış sana... Fotoğraflarını ekleyeceğim.

Büyük ikramiye bana çıkmış olsa....
Miktarını düşünmüyorum, limitsiz diyelim...
Önce, miniğin adına bir hesap açar ve hayatını garanti altına almaya çalışırdım, gerçi herşeyin hayırlısı ama hayal bu ya...
Sonra güzel bir ev alırdık sanırım, şimdi işte asıl burada başlıyor hayal, babacığına haber vermeli mi, yoksa herşey bittikten sonra süpriz mi yapmalı? Ama bu da elma değil ki, beğenmezse yemesin, onun düşünceleri ve zevki çok önemli. Gerçi zevk konusunda baban kıyafet anlamında benden daha zevkli, ama ben de dekorasyon da iyi olduğumu düşünüyorum. Neyse, babacığına söyleyeceğiz tabii, önce güzel bir ev alırız ve dilediğimiz gibi döşeriz.
Sonra eve bütün sevdiklerimizi davet ederiz, ama davet ettiğimiz herkesin en çok sevdiği ya da hayalini kurduğu şeyi alarak. Eve giren herkese, önce sıcacık bir hoşgeldin, ardından da "EV HEDİYESİ!" Zaten herkese kural koyarız, lütfen gelirken eli boş geliniz, zira giderken yeterince dolu olabilir gibi ... :) Herkes mutlu olur. Ne kadar güzel olur!!!
Çıtır da gelir, kuzum benimmmmmm...
Gelemeyen akraba ya da diğer sevdiklerimiz için evlerine güzel hediye paketleri göndeririz.
Bu arada okumak isteyen ama gerçekten maddi imkanı olmayan kızlar için de bir proje gerçekleştiririz. Hiçbir şey yapamazsak bir okula güncel kitaplardan oluşan bir kütüphane kurarız. Bir miktar parayı da, devlet üniversitelerinde okuyan başarılı öğrencilere burs olarak vermek üzere devrederiz. Ama gitmeyecekler yurt dışına, zeka ve bilgilerini bu ülke için kullanacaklar, böyle bir şartımız da var onlar için.
Hayal kurmak zevkli bir şey...
Gezmek, eğlenmek ile ilgili kısımlar şu anda hiç aklıma gelmiyor, çünkü miniğim sen varsın, şimdi öncelikli önem sende. Ama babacığın için güzel bir süpriz düşünürdük seninle. GÖZ GÖZ GÖZTEPE fanatiği olan babacığın için GÖZTEPESPOR oyuncularına güzel bir akşam yemeği düzenlerdik, en çok istedikleri ne ise onun olmasını sağlardık. Ki motive olup iyi maçlar çıkarsınlar, ya da sadece maddi destek yapılırdı... Hangisi mantıklı olacak bunu düşünür ve hep birlikte bulurduk. Ama yeni aldığımız evimizin bir köşesini GÖZTEPE köşesi olarak dekore edebiliriz. Tabii bu çalışma odası, spor alanı gibi yerlere yakın olurdu, salonun ortasında olmaz. Babacığın duymasın:)
Eee bu kadar hayale, para bitti galiba...
Bir de sen biraz büyüdüğünde güzel bir gemi turuna gitmemiz için bir miktar ayırırdık.
Tabii ki bunlar benim hayallerim... Kim bilir sen büyüyünce ne hayaller kuracaksın miniğim?
Hep hayallerin olsun, hep hayal dünyanı oluşturacak kitapların olsun, hep okuma hevesin olsun.
Umarımmm:)
Bunlar da seninle ilgili temennilerim miniğim. Şimdi pilav yapmak için vedalaşıyorum seninleee,
yarın yorgunluk dolu bir gün olacak, gönül yorgunluğu olmasın yeter ki.Tertemiz olacağız. İNŞALLAH, yaşasın...
Unutmadan, babacığın senin için süper müzikler toparladı. Hepsi çok güzel, ninniler, bebek şarkıları, dinlendirici müzikler... .Harika, harika...

1 Aralık 2008 Pazartesi


Bugünlerde canım hiçbir şey yapmak istemiyor...

Hiçbirşey...

27 Kasım 2008 Perşembe

Sıradan bir gün...

Sonbahardan bahsetmiştim, mevsimlerden. Kış mevsiminin güzelliğinden, bir gecede heryerin tek renk olmasından. Çiçek yerine kurumuş yaprakların sonbahara daha çok yakıştığından.

Sonra kaliteli müzik dinlemek gizli açlığı bastırır demiştim, insanın dinlediği müzik ve yediği yemekle bir çok ipucu yakalanabilir. Tabii bunları uzun uzun anlatmıştım, sonra yanlışlıkla sildim yazdıklarımın hepsini, kaydetmeden.

Aynı şeyleri tekrar yazmak çok sıkıcı olabiliyor, o yüzden bugün yazdıklarım biraz kısa sürecek gibi. Bugün uykum vardı hep, uyukladım, uyandım, bir şeyler atıştırdım, tekrar uyudum, telefonlarda hissiyat özelliği var kesinlikle. Ne zaman dalsam çaldı, ne yazık ki uyanma biçimim çok önemli. Eğer korkarak uyanıyorsam, sinir tellerimin üzerinde mutlaka bir şeyler oynar. Sabah kurstan geldiğim andan itibaren başımda bir ağrı var...

"Uzansam, uzansam, kollarımı uzatsam gökyüzünde sallansam, bulutların üzerinde zıplasam,
sonra mavi gelse boyasa beyaz bulutları, sonra her bir buluta dokunup rengarenk çizgiler koysam, beğenmeyip tekrar değiştirsem renklerini...
Atsam kendimi en yumuşak bulutun üzerine,bıraksam gözlerimi en uzaktaki dağda. Kulaklarımda sadece ninni sesleri olsa, ellerimin ucundan renkli pamuk helvalar gökyüzünden yağsa. Burnumda mis gibi bir koku adını ne koysam diye düşünürken...
Ucu pamuktan iki parmak uyandırsa beni uykumdan, sen uyandırana "baba" desen... Ben o cennetten uyandım diye uyandırana versem hayallerimi, senin karnımdaki varlığını hatırlayıp bugün de uyandığım için hayata teşekkür etsem..".

Şimdi dinlediğim müzik bunları yazdırdı...

26 Kasım 2008 Çarşamba

Miniğim desem

Bugün çarşamba, çok güzel rüyalar gördüm. Hayırdır inşallah. Moralim oldukça iyi uyandım, yeşil, rüzgar, deniz, bebek...


Hem ne güzel anlattı hayatı rüyam, belki de sen anlattın kim bilir? Aslında sana bir isim vermek lazım, ama ilginçtir ki anlatırken uzun uzun anlatırım, ama kısaca isim koyamam. Başlık bulamam yazılara. Şimdi de sana isim bulamıyorum. Fasülye, biber, nurtopu, junior, cincancon gibi değişik şekilde seslenen anneler var... Ben ne desem, ne desem? Neyse biraz düşüneyim bu konuyu.



Özlem ablasından patik...

Sana yelek örüyorum, arkasına da "I win" yazıyorum, bitince fotoğrafını koyarım. Aslında yapacak çok fazla şey var ama bu dönem sakince geçireceğim ve seni iyi beslemem gereken bir dönem. Midem sürekli kazınıyor, sanki bir kaç bin işçi mide çeperimi sürekli cifle ovuyor gibi. Sürekli yesem mi, kilo almamam gerek ama. Özellikle ilk 3 ay hiç kilo almamam gerekiyordu ama ben 3 kilo aldım. Yemesem de giderek temizleniyor midem, içimden mis gibi cif kokusu gelecek korkusu ile koşuyorum mutfaga.

Bu arada bu dönemde öyle hassas bir burnum oldu ki, kendim bile şaşırıyorum. Metrelerce öteden ileride ne olduğunu hissediyorum, normalde de kokular çok önemlidir benim için. Temiz kokan bir ev, güzel kokan insanlar, lezzetli kokan yemekler... Artık ne yazık ki meyve ve sebzelerin o eski kokuları yok. Hele de limonlar artık kiraz ağacında mı yetişiyor ne? Hiç limon tadı yok, kiraz tadı da hiç yok ama zaten alakasız olsun diye yazdım.


Canım bu döneme kadar üç şey istedi, karpuz, kiraz ve denizde yüzmek. Demek ki yaz mevsimine doyamamışım bu sene, bir de denize...

Fedakarlıklar... Hayatı istediğin gibi yaşamak yerine, olması gerektiği gibi yaşadığın için sadece kendini takdir ediyorsun, ama kimse değmiyormuş fazla kıymet vermeye. Hele ki miniğim, ( sana minik diyeceğim karar verdim ) kendin gibi sanma kimseyi, biraz para varsa işin içinde emin ol ki bir kaç kat kapkağıdı vardır karşısındakinin yüzünde. Aslında param var diye, kendini büyük sananlardan daha çok, parası var diye onları büyük görenlerdedir ayıp. İnsanlık hiçbir banka tarafından takılmaz belki ama, insanlık kendi içinde saklayacağın ve çalınmasından korkmayacağın tek varlığındır.

Arada bu şekilde tecrübe dersleri verebilirim annen olarak, zaten sen doğduktan sonra ne yapman gerektiğini söyleyerek değil örnek olarak anlatacağım. Onun için şimdiden anlatmak istediklerimi buraya yazarak rahatlamak taraftarıyım.

Dayın sana çok güzel bir günlük gönderdi, "Bebeğinizi beklerken sizi neler bekler?" kitabı ve iki adet DVD ile birlikte. müjdeli haber verdiğin için hediye. Anneannen ve büyükbaban da çok sevindiler, anneannen benim uzun zamandır istediğim banyo takımını aldı, büyükbaban da sana harçlık verdi. Emin ol saklayacağım senin için:) Esra teyzen, bir önceki blogda yer alan çiçekleri getirdi, eğer kız olursan ilk çiçeklerin onlar senin. Hatta bir tanesini kuruttum saklıyorum.
Biraz sonra çarşıya çıkacağım, hava çok güzel görünüyor. 2008'in sonuna doğru hayat bize neler getirecek bakalım?



25 Kasım 2008 Salı

Hem de ne güzeller

Geçmişi yazmak biraz zor, şu anda 4.ayın içindeyiz. Bu zaman zarfında yaşadıklarım genel belirtilerdi. Mide bulantısı, mide yanması, huzursuzluk ve ağlama nöbetleri.

Şimdi yavaş yavaş geçiyor bunlar, ama dün ve bugün yeni bir değişiklik hissettim, sürekli uyuma isteği. Bugün de öğleden sonra yaklaşık 2 saat uyudum. Umarım akşam erkenden gelmez uykum, son zamanlarda seyrettiğimiz filmlerin sonu hep flu çünkü...


İş hayatından sonra evde oturmak, hele de kendini çok yormadan evde dinlenmek en fazla 1 hafta iyi geliyor. Sonra bir şeyler üretme isteği ile yanıp tutuşuyorsun. Arkadaş ziyaretleri ile zaman çabuk geçiyor ve her gün yapılması gereken yürüyüş ile.


Hamilelik gerçekten zor bir süreçmiş, hele de psikolojik olarak kendini hazırlamamışsan... Sadece fiziksel değişiklikler bile değişim sürecini zorlaştırmaya yetiyor. Bu dönemde eşin desteği çok önemli, eş destek olduğunda herşey ama herşey bir anda kolaylaşıyor. Ağlama isteği geldiğinde sakın tutmayın kendinizi, tutarsanız baş ağrısı yapıyor ilaç da alamadığınız için uzun sürüyor. Mide bulantısı için de beyaz leblebi iyi geliyor. Ilık duş kesinlikle rahatlatıyor, bol bol su içmek hem anne hem de bebek sağlığı için oldukça yararlı.


Hamilelik döneminin ilk üç ayında en güzel anlar; sevdiğiniz insanlara bebek haberini vermek.

Bu dönemde zorluk çeken anne adaylarına da en önemli tavsiyem, yeni doğan bebek varsa çevrelerinde ziyaret etmeleri. Dünyaya gelecek olan muhteşem varlığı kanlı canlı görünce ne büyük bir işe imza atacağını anlıyor ve yaşananları iyi yönünden görmeye başlıyorsun.


Bu dönemde seyrettiğimiz ve beğendiğimiz filmler; "Issız Adam, Macera Adası, Bee Movie"

aslında daha çok ama dediğim gibi film sonları flu. Bol bol internetten annelik ile ilgili siteleri okuyorum, haftasonu bir kaç kitap aldı babası bize. Şimdi onları okuyacağız ve yoga yapacağız.

Bir de sabahları gittiğim "anne bebek okulu" var, geçen cuma günü yünden bebek yaptık, bu hafta sonu da bebek çanı yapacağız. Fotoğrafını koymak isterdim ama hayal dünyası çok daha geniş ve güzel.:)

Cappy'nin reklamını yapanlara çok kızgınım. Kiraz ne kadar güzel duruyor Allahımmmmmm!

Yan taraftaki fotoğraf yeni yapılan parktan... Onlar da can, hem de ne güzeller.



21 Kasım 2008 Cuma

ilk çiçekler


Bu çiçekler senin ilk çiçeklerin...
Yeşil ama gözlerinin içinde binbir rengi barındıran Esra Teyzenden. İnce bir dünyaya ve güzel fikirlere gebe bir yüreğe sahip sevgili arkadaşımdan. Bugun bir ara teyzen yok diye üzülmüştüm ama görüyorsun ki... Teyzen de var, anneni ve seni düşünen bir dostumuz da.



Müjdeli Haber

Bayramdan önce iftar sonrası bir akşamdı. Ağabeyim, eşim ve ben iftar sonrası benim ısrarım sonucu doktora gittik. Çok yediğim için ya da dikkat etmediğim için midem sürekli yanıyordu, birisi beni uyarmalıydı ki ağrılarım geçsin.
Tahliller yapıldı, midemim rahatlaması için serum bağlandı, bir kaç saat sonra tahlil sonuçlarını almak için kahve içmeye gittik. Media market alışkanlığımızı da yerine getirerek hastaneye döndük, eşim tahlil sonuçlarını aldı ve gülümseyerek geldi yanımıza. "Pozitif" ...
- "Ne? O ne demek? Pozitif olan ne, duygularımız mı? Yok canım, şaka yapıyorsun, düşünmedik ki biz böyle bir şey"
Ağabeyim de şaşkın bir ifade. Ama eli dudaklarında, gülümsüyor.
Canım eşim doktor değil ki? Doktora soralım,
Doktor:
-"Gözünüz aydın, misafir geliyor".
Ben de hala bir şaşkınlık hali, "ilacımızı yazın da gidelim doktor bey",
-"Bu gibi durumlarda zıbın yazıyoruz...Hayırlı olsun"

Hissettiğim duyguları tarif etmek o kadar zor ki... Hiç ummadığınız bir anda, hayatın en güzel oyunu... "Hayat sen plan yaparken başına gelenlerdir" okuduğum en anlamlı cümle, Elif ŞAFAK'ın Siyah Süt kitabından.
Olumlu olumsuz karmakarışık, bir bebek, yeni bir can, nefes, benim nefesim eşimdi, karnım büyüyecek, yemek yaparken sıcaktan fenalaşmaz mı karnımda bebek, uykusuz geceler, patikler, anne mi olacağım, benim hayatımın en güzel hikayesi eşim baba mı olacak?, benden çok mu sevecek bebeği? ya ben... Ah ben...
Ben... Ben olmayacağım ki artık. Biz, canim... Anlatacağım. Günler geçtikçe, güzelce...

Başlarken

Aylardan Eylül, sonbahar gelecek...
Zaten mevsimler artık ne zaman geleceği belli olmayan, süpriz yapmayı seven zaman dilimi değişiklikleri. Ramazan ayı... Bereketin, değişik tatların, yemek yemenin ne özel olduğunu öğreten ay. Bol dualı, şükürlü bir ay.
Böyle bir ayda başladı hikayemiz. Şimdi geri dönüp yazmak biraz zor olabilir ama elimde ipuçları, notlar ve zaten başlanmış olan bir günlük var. :)