28 Aralık 2009 Pazartesi

kızıma şiir... gibi bir şey

Annelere yazılır genelde
İçi sevgiyle beslenmiş yazılar
Sonra bir de gelir ya
"Anneler günü..."
Anlatır çocuklar annelerini, ha unutmadan çocuklar küçükken babalar...

Ben anneyim şimdi
Anneyim yani işte, ben bitti.
BİZE attım çapayı, dalgalandıkça yerleşiyor anne-kız bağı

Sana baktıkça kızım
Coşkumun içi dolu
Gözbebeklerim sevgiden taşacak gibi
Her anın ayrı güzel
(Uykusuz gecelerde olmasına rağmen saçlarım tel tel)
Senin sağlığın için kendimden geçerim ( yani vazgeçebilirim anlamında)
Sen yeter ki mutlu ol büyüyünce
Gel Zeynep gel gel
İçimin en köşesinden bir tanecik paylaşanım olmaya gel...

21 Aralık 2009 Pazartesi

Pazartesi

Cumartesi günü doktora gittik, kilosu biraz azmış kuzumun. Sebze yemeklerinde çok istekli değil çünkü, ağzını kitliyor. Damak tadı oluşmuş demekmiş bu, bir şekilde yedirmemiz gerekiyormuş, 7. aydan itibaren balık, ciğer, ceviz, badem, fındık vermeye başlayın dedi doktor. Ben ve ciğer.......... Mümkün değil ama ciğer sevenler kızıma özel bir menü hazırlayabilirler, bakalım kimse benzeyecek kızımız? Babası gibi ciğerseven mi olacak acaba?

Yattığı gibi bulmak artık pek mümkün olmuyor, 180 derece dönmüş vaziyette buluyorum genelde. Hatta bugün çorabını çıkarmıştı ayağından. Zaman gerçekten çok hızlı ilerliyor, benim için olduğu gibi herkes için geçiyor.
Premier'in buhar makinesini aldık cumartesi günü, hepsi aynı işi yapıyor diye marka konusunda çok ısrarcı davranmadık, zaten carrefour'da ya 39 TL idi galiba.Doktorumuz tüketici ruhumuzu çok beslemiyor zaten, şu gerekli mi yok değil, bu gerekli mi yok değil replikleri ile yine de maksimum fayda alabileceğimiz şeyleri alarak tüketiyoruz.

11 Aralık 2009 Cuma

Burnu tıkalı kızımın...

Artık hareket etmeye başladı ya kuzum, üzerini açtığı için mi yoksa başka bir sebepten mi bilmiyorum, burnu tıkandı. Burnunun tıkanık olmasından dolayı bütün gece uyumadı, kah uyudu, kah ağladı, içim lime lime oldu. Ben bundan sonraki bütün hayatımda uyumasam da olur yeter ki sen iyi ol, yeter ki ağlama temennileri içinde geçti gecem.
Kıyamıyor insan, kıyamadım, sonra belinden yukarısını biraz yükselterek ve başını yukarıda tutarak yani ana kucağı pozisyonu sağlayarak uyuttum, aklım onda, ruhum onda...Sabah 06:30 da yorganın altına girdim, 07:30 da uyandım ve 07:45 deki servise yetiştim... Serum fizyolojik aldı dedesi, umarım iyi gelir. Damlatmışlar burnuna, en son aradığımda uyuyordu.
Annelik nasıl bir duygu böyle, sadece aklından tek bir şey geçiyor insanın... Şükür, şükür, şükür...
Yarın normal doğum kursundaki arkadaşlarım gelecek bana, Zeynep 6,5 aylık, Egemen 6 aylık, Kayra 5,5 aylık. Ay karıştırmamışımdır inşallah.. Arkadaşları ile bakalım ne yapacak güzel kızım?
Bütün bebekler sağlıklı olsun. Anne olduktan sonra herşeye farklı gözle bakıyor insan, öğrenciler için tehlike oluşturabilecek her şey anında görülebiliyor, bazen fazla pipirikli bile olabiliyorum. Arkadaşları ile maceralarını yazacağım.. İyi hafta sonları herkese.

8 Aralık 2009 Salı

6.ay ortasında uyku düzenimiz...

Dün sabah yarım saat kestirmiş kızım, öğleden sonra da iki saat. Evde temizlik vardı, gittim ama bitmedi iş tabii ki. Temizlik sonrası eski düzenime kavuşma isteği ile pervane gibi dolaştım evde. Zeynep bu arada dedesi ile oynadı, nar çiçeği çayının tadına baktı. Baktım ki mızmızlanıyor, bir de kulağını kaşıyor, geciktiğimi düşünerek hemen bütün çözüm seçeneklerimi sıraladım. Kucağıma aldım, yanıma yatırdım, sırtını sıvazladım, değişik sesler çıkardım, ben şekilden şekile girdikçe kuzum daha çok ağlamaya başladı.
Bir anda bir şimşek çaktı ve ninni CD sini açtım. Arkadan yumuşak bir ses geldi, "atem tutem ben seni, şekere katem ben seni, akşam baban gelen de oy önüne atem ben seni...." Ana kucağında birdenbire sustu, kafasını yan tarafa çevirdi ve sakinleşti....Kuzum benim, 4 kere aynı ninniyi dinledikten sonra uyudu ( 20:30)  bir kaç kere mantra dedikleri ağlama sesi geldi, babası yattığı yerde şşşşşşşş diyerek tekrar dalmasını sağladı.
Gece 12:00'de uyandı, emzirdim ve uyuduk tekrar. Sabah 6'da ehe diye bir ses geldi, kalktım bir de baktım ki, bebeğim uyanmış, battaniyesini açmış ayakları ile oynuyor, 180 derece dönmüş yatağın içinde, hem sırt üstü yatıyor hem de başı diğer tarafa gelmiş, kim bilir kaç dakikadır öyle oynadı? Ev sıcaklığı iyi, ama üzerini açtığı için tedirgin oldum. Umarım üşümemiştir....
Aldım kucağıma sarıldım, öptüm kokladım, karnını doyurdum kızımın ve tekrar dalmasını sağladım.İşe gitmeden önce bir saat kadar uyuyayım dualarım ile sıcacık yatağa girdim. Sabah oldu, sokaktan geçen simitçiden sıcacık simitler aldım, Güler Teyzemiz geldi, giyindim, kızımı göremeden servise bindim...
İşteyim, özledim....
( Baby 2 go bebek arabamızın bir vidası düşmüştü, yaklaşık 20 gün oldu, hala tamir edip geri gönderemediler, Ellerindeki vidayı takmışlar, ama orjinali istiyoruz, garanti süresinde olduğu için.  Haksız mıyız?Onlar da vazgeçip bizim arabayı geri almamızı bekliyorlar heralde, bakalım kim daha inatçı?Bu konularda çok inatçı hatta bazılarının tabiriyle kıl olabiliyoruz, hakkımızı sonuna kadar savunuruz.)

7 Aralık 2009 Pazartesi

Diş geliyor mu acaba?


6 ayımız doldu, 7 ye yaklaşıyoruz. Kuzum bugünlerde huzursuz, uyku düzeni diye bir şey kalmadı. Bayramda İzmir'e gittik geldik, araba yolculuğundan bu sefer hoşlanmadı, tam 6 ayını doldurduğunda dönmeyi keşfetti. Keşifler başlamışken kendisine ve dünyaya dair, uzun süre anakucağında oturunca sıkıldı, çok sıkıldı.
Aradan 10 gün geçmesine rağmen hala oturtamadık düzeni, havalar soğuk olduğu için temiz hava almak gibi bir lüksümüz de kalmadı. Geçtiğimiz hafta 6. ay aşılarını oldu, anneanne ve dedesi götürdü, çok acımış canı kızımın. Üçü de ağlamış acıdan,kendisini ne kadar sıktıysa gözü kanamış bebeğimin...
Ertesi günü izin aldım ve doktorumuza götürdüm, pişik var bir de, geçmiyor bir türlü... İlaç verdi doktorumuz ama çok fazla bir değişiklik olmadı. Değişiklik olmazsa diye eczanede yapılan bir ilaç vermişti, bugün ona başlayacağız bakalım.
Bebek Bakımında Mucizevi Öneriler kitabını da okuyorum internette de araştırıyorum... Ama zamanla birlikte gelişmeler gerçekleşiyor ve her gelişmede bebeğimin huyu değişiyor.
Gündüz uykularını kısaltırsak geceleri de uzun uyur düşüncesine inanarak en fazla 1,5 saat uyuttuk, bugün kendi haline bırakın dedim,  gündüz ne kadar uyumak istiyor, gece ne yapacak her şey bebeğimin istediği gibi olsun, doğal sürecine bırakalım. Önce bebeğimi anlamaya çalışayım, sonra ikimizin ortak noktasını belirleyelim ve uyalım. Rutinimizi oluşturalım...
Saçları iyice döküldü kuzumun, bakalım yenileri ne zaman çıkacak?
Hafta sonu eşim sinemaya gitmeyi teklif etti, annem "hadi gidin ben bakarım" dedi, çıktık yola.Sıraya girdik, fragmanları izleyerek hangisine girelim diye düşünürken benim sorularıma cevaplamaktan sıkıldı ki eşim, boşver gitmeyelim diyerek vazgeçti. Zaten sıradayken sorduğum en son soru "film kaç saat sürüyor, sorar mısın?" idi...:) 
Biraz dolaştık, fast food alanındaki kalabalık yordu bizi, zaten benim aklım fikrim evdeydi, herkes bebeğiyle geziyor diye vicdan azabı çektim. Birbirimize yeni yıl için hediye baktık, hiç bir şey beğenmedik, en sonunda Zeynep'e bir sürü kıyafet aldık.
Anne ve baba olmak bu demek ki....
Bebek arabamız tamirde.. Baby 2 go... şikayetçiyim anlatacağımmm

23 Kasım 2009 Pazartesi

yazıyorum, yazıyorum, siliyorum
yüzleşemiyorum...

18 Kasım 2009 Çarşamba

Başım ağrıyor, aklım evde. Okullar tatil ama ben okuldayım, gitmek için yola bakıyorum. Yol da bana...
Kuzumu sinek ısırdığı için odasına cibinlik yaptık, dedesi uğraştı tavanı deldi, dübelledi ve işte.. Prenses odası oldu kızımın odası. Fotoğraflarını bastırdım, albümü var artık kızımın. Buzdolabına koyduk bir iki tane, bir de Esra Teyzesinin aldığı çerçeveye yerleştirdik yedi tanesini... Film çerçevesi arka arkaya çok hoş oldu.
Şimdi eve gitmeyi duş almayı ve uyumayı istiyorum ama hiçbirisini yapamayacağım biliyorum.
Ayın 26'sında 6 aylık olacak kızım, bir kaç gündür değişik sesler çıkarmaya başladı. Oturuyor bir kaç saniye bıraktığımızda, bakışları anlamlı... Akıllı kızım o benim...
Gündüz uykularına dikkat edildiğinde iki kere 45 er dakika kestirdiğinde gece uykusu daha verimli oluyor. Ama gündüz uykusu fazla kaçtı mı işte o zaman...

17 Kasım 2009 Salı

Batıl inançlar

"Hamile iken saç kesilmez
Hamile iken saç boyatılmaz.
Emzirirken su içilmez.
Bebek tırnakları kesildikten sonra atılmaz.
Bebek kıyafetleri kırk gün dolana kadar balkona asılmaz."
Hımm başka ne vardı?
Bunlar en sık duyduklarım ve güldüklerim...
Saçımı kestirdim, organik boyattım, emzirirken damacana ile su içtim neredeyse, tırnakları saklamadım, sıcaktı hava, kıyafetler balkonda kurudu.
Allah büyük, inancım sonsuz. Nazardan korkarım bir, bir de elbette ki Allahtan...
Şükürler olsun diyeydi yazım, hem de binlerce kez, dayanağım yok başka duadan...

16 Kasım 2009 Pazartesi

oradan buradan şuradan.. domuz gribi git artık


( Sincap çok şirin, internette bir şeyler ararken buldum, dayanamadım, ellere bakın! )


Canım kızım..
Gün geçtikçe güzelleşen bir duygu annelik...Cumartesi günü kızımın yüzünde çıkan kırmızı noktaların ne olduğunu öğrenmek için doktora gittik. Sinek ısırmış, kuzumun güzel yüzünü ve mini minnacık parmaklarını...
Annelik çok zor, en zor meslek hatta. İstifa edemezsin ama kovulma riskin çok fazla, hani derler ya anneye of denilmez... Bebeğe de of denilmez...
Nasıl olsa bebektir diyerek tutamaz insan belki kendini, ama ben onların büyüklerden çok daha hassas ve akıllı olduklarını düşünüyorum. Büyükler onlarca şey düşünürken onların düşündüğü net, büyükler olumsuz duyguları sosyal ortamlardan dolayı büyütüp beslemişken onlar masum...
Gülmeleri ise ömre bedel.
Saçları dökülüyor kızımın, artık 5 ay 3 haftalık. Mama sandalyesi var kızımın, oturuyor ama çabuk sıkılıyor. Babası katı meyve sıkacağı aldı cumartesi günü, hepimize yaradı. İşe başladıktan sonra uyumama durumu hala devam ediyor, uykusuzum, gözüm yatakta. Şimdi bir de korku var domuz gribi ile ilgili, hasta olanlara acil şifalar diliyorum.... İnsanın çocuğu olunca hayata bir başka bakıyor, kıyamıyor... Temizlik önemli, her zaman yapılması gerekenler işte, el yıkamak mesela eve girince şimdi önemli oldu. Ne ayıp ne ayıp.
Bu kadar akıllı becerikli bir millet olup da bu kadar şart şurtu bilmeyen bir millet olmuşuz, tembellik yapışmış kalmış. Bir üşengeçlik, bir muhalefetlik, hep itiraz, hep bahane. Yazık. Ama sorsan herkes Atatürkçü, herkes çok çalışkan. Önce kendimize baksak, önce bir aynaya baksak. Bizler mi örnek olacağız bebeklerimize?
Tıpkı hocanın dediğini yap, yaptığını yapma misali. Laf çok bizde. Ben de kısa keseyim bugün:)

3 Kasım 2009 Salı

Derin ce bir soh bet

Özledim yazmayı... Hatta okumayı... Bir yanım Sezen Aksu dinlemek istiyor, uyku diye ölürken uyumak istemiyor...Diğer yanım, diğer yanım..
Kaç yanım var bilmiyorum. İçimdeki boşluk kocamanmış, kızım gelmiş dolmuş
İçimde bir yara var kanıyor, anlatamamaktan mı, anlaşılamamaktan mı, kanayan yere tuz basmaktan mı? Sürekli ve durmadan kanıyor.
Bir balık mı kayıp gitti, kaldı mı bir duvarda?
Bilmiyorum...
Doymadığım yanım, yanlış duygularla doluyor, biliyorum.
Gece korku ile uyandım, dualar okudum, kızıma baktım. Korktum, çok korktum. Sakinleştim kendi kendime, her zamanki gibi...
Hoşbulmak için gelmiştim dünyaya, hoşbulmadım...
Ne acı bir kelimeymiş bu, alınırmış belki dünya... Ben ne derin düşünürmüşüm meğer, içim bu yüzden kanarmış, geri aldım... Dünyaya kıyamadım, hoşbuldum, hem de pek hoş buldum.

8 Ekim 2009 Perşembe

Gel gitler...

Uyku düzenimiz oturdu diyordum, tamam artık kızım büyüdü çalışayım diyordum... Gözümden uyku akıyor, geceleri uyanıyor kuzum ve en az 2 saat uyanık kalıyoruz, dönencesini seyrediyor, karnını doyuruyor, arada esniyor, hadi uyuyalım dediğimde ise herkesten daha canlı bakıyor. Ek gıda almaya başladı o yüzden mi, annesini akşamları görüyor o yüzden mi, üşütüyor mu o yüzden mi?
Geçiş dönemi mi yoksa sadece?
Aklım fikrim onda, ama uykusuz da çok zor oluyor günü geçirmek, hele de akşam oldu mu, bir baş ağrısı giriyor ki sorma. Acaba evde bebeğimle mi kalsaydım diye düşünüyor, hala da gelgitler yaşıyorum. Aslında başladık işte, önümüze bakalım, ikide birde acaba dersem iki tarafı da idare edemem.  Farkındayım.
Dün akşam Deniz Teyzesi geldi, önce bana sonra da babasına benzetti Zeynebimi. Güzel bir maviden mont almış, aldı kucağına sarıldı, salladı, sardı...
Sevdi kızımı, kanı kaynadı. Öyle dedi, hoşuma gitti...
Banyo yaptırdık babasıyla, ağladı. Davulunu çaldık, boncuk gözleriyle baktı, ben kaçtım işlerimi halledeyim diye, babası ile kaldı. Döndüm baktım, kucağında bir küçücük aslancığı ile uykuya daldı....

7 Ekim 2009 Çarşamba

6 Ekim 2009 Salı

Bebeğim evde, ben işte...

İşe başladım...
Güzel küçük kızımı bıraksam mı bırakmasam mı ikileminden kurtulup, hadi bakalım dedim kendime. Yeniden özel bir okulda başladım çalışmaya, kızım bekliyor beni. Akşam olunca sarılıyorum koşarak, ama kokumu aldığında başlıyor ağlamaya. Kıyamam hiç sana bennn... Kuzum benim...
Doktoruna sorduk, henüz 4 aylık, acaba bırakmasam mı diye, ya şimdi ya hiç dedi. Şimdi 2 gün etkilenirse, 1 sene sonra 2 ay etkilenirmiş. Akşam oynadık hep, süt sağıyor bırakıyorum. İşteyken de 10 dakika ayırıyorum bu işe, akşamları buz ile eve götürüyorum.
Zamanla daha iyi anlaşılacak, her gün şükrediyorum, umarım kızımla ilgili verdiğim kararlardan dolayı birgün pişman olmam. Ama mutlu anne, mutlu bebek...

10 Eylül 2009 Perşembe

Uyku

Bugün kızım ve ben çarşıya çıktık, önce anlaşma yaptık. "Ağlarsan seni kucağıma alamam, alırsam arabaya mukayet olamam, olursam dengem kaybolur, kaybolursa.... Halimiz nice olur".... Anladı sanırım Zeynep, güzel kızım, dönünceye kadar ağlamadı. arada mızmızlandı biraz ama olsun canım o kadar.
Bugün hissettim ki o herşeyden önce benim arkadaşım olmuş, ses çıkarmayınca durup durup baktığım. Kalbimin en derinindeki yerini almış, ağladığında acı çekiyor diye üzülen bir ben olmuşum, bebek ağlamalarından rahatsız olan ben gitmiş... Bebekleri de, bebekli anneleri de anlar olmuşum. Zaten insan anladığı kimseden nefret edemezmiş,doğru. Gerçi zaten nefret kelimesinin geçmesi gereksizdi ama, aklıma geldi işte birden.( KİRPİ filminden bir cümleydi, en çok dikkatimi çeken)
Hayırdır inşallah, bir kaç gecedir kurgularıyla ve senaryolarıyla ödül kazandıracak rüyalar görüyorum. Ama öyle bir uyanıyorum ki ter içinde, korkudan uykuya dalmam dakikalar alıyor. Kalkıp su içiyorum, bir sağa dönüyorum, bir sola... Gidip kızıma bakıyorum, korkuyorum, sonra düşünüyorum düşünüyorum, gidip eşimin uyuyan elini tutuyorum, geçti diyorum kendime, kendi kendime... Geçiyor.
Hep öldürülecekmişim, silahlar, helikopterler, adamlar... Son anda vazgeçiyorlar, ama korkusu yetiyor. Ölmekten beter... Sonra aklıma haberler geliyor, habire savaş görüyorum rüyamda. "Savaşma be haci" diyorum Burhan Abi tabiriyle, savaşma artık.... Komik ya sözümona bir yanım. Savaşma kendinle, çevrenle, düşüncelerle, yapmak istediklerinle, yapamadıklarınla... Savaşma... Kabullen, bir anne olduğunu, ev kadını olduğunu kabullen... Yaşatmak, üretmek, çabalamak,nefes almak için gerekli dediğim beni ben yapan şeylerle savaşma artık. Senden bekleneni yap sadece, görevlerini yerine getir. Mutluluk ya da mutsuzlukla savaşma artık, var olan fazla özelliklerini yont, törpüle, unut, unuttur. Sen olma kısaca, senden istenen neyse onu ol.
Savaşma yani.... Uyan ve uyu. Savaşmadıkça korkunç rüyalar görmeyeceğim, savaşmadıkça rüya da görmeyeceğim,uyuyacağım...
Uyku deyince, kızım uykuya dalmadan önce çok ağlıyor, her defasında mı kaçırıyoruz biz uyku saatini? Gözünün içine bakıyorum oysa, eli kulağına gitti mi tamam diyorum, yarım esneme, hafif küçülmüş gözbebekleri, ooo işte tam kıvamında. Ama ağlıyor işte, gürültü ile sakinleşiyor, trampet gibi bir şey var tak tak tak taktara tak tak... Sonra bağırarak dandini dandini dastana, anakucağında sallayarak... Zaten bu eylemlerin, belki de sesimin gürültüsünden kurtulmak için uyuyuveriyor. Kuzum benim...
Kızım benim, senin uykuların hep büyütsün seni, işe yarar olsun uykuların... Yoksa uyutmasın kimse seni, uyumasın ruhun sen büyüdüğünde. Uykularından mutlu uyan, pembe olsun her rüyan...

3 Eylül 2009 Perşembe

Aşk = Nefesim


Eşim iş değiştirdi, terfi ederek, daha iyi olanaklarla. Ama gözümüz yolda bekliyoruz onu kızımla. Bütün gün saat koşarak geçiyor da, akşam 6'dan sonra ilerlemiyor zaman. Dokuza doğru eve geldiğinde dünyalar benim oluyor, sanki ne varsa? Bir iki saatlik gecikme ile aşkım depreşiyor, özlüyorum, sızım burnumda, gözyaşım gözümün içinde bekliyorum. Aman kızım ağlamasın diye dua ediyorum, ağlarsa tutamam kendimi ben de ağlarım diye...

Oysa, açtığı çekmeceleri tam kapatmıyor diye dır dır yapıyordum ya da bilgisayar ile çok ilgileniyor diye, şimdi açık çekmecelerde varlığını hatırlayıp mutlu oluyor, o bilgisayarla ilgilendiğinde ben de gidip yanına kıvrılıyorum...

Aşk... Eksik olmasın hayatımdan... Zaten ben ona "nefesim"diyorum, ilk zamandan beri. Nefes almak benim için onunla hayat. Hafta sonu artık çocuk bayramı gibi benim için, ben çocuk gibiyim onu özlediğim zamanlarda iç çektiğim için...

Kızım olduğundan beri daha mı çok seviyorum, bilmiyorum... Ama daha çok özlediğim, daha çok sarılmak istediğim, daha çok dır dır yaptığım şeyleri yapsın diye beklediğim kesin... Canım eşimi hiç bir şey benden uzak etmesin...


2005 yılında ben eşime aşık olduğumda:


"Seni görmedim bugün ve deli gibi özledim. Yüzümde bütün savaşların raporu yazıyor sanki, güzel bir şey barındırmıyor mimiklerim. Bu savaş bitsin...mi?

Sen varsan içinde ve hep bir savaş olacak olsa bile yaşam; ben savaşın en güzel hallerini yazar, savaşın en sevimli hallerini kurgularım. Sen bitme; içinde ne barındırıyorsan gel. Tüm evcil, tüm vahşi, tüm yabancı duygularına karşı ben, misafirperverden öte- hepsine tek tek- teslimim...."


"Herkesin deli gibi istediği ben olma olgusuna yaklaştıkça korkuyorum, sensiz bir beni ben kime sevdireceğim?

Ben bir tek kendimi mutlu etmek için mi yaşayacağım, senin açlık,tokluk, iyilik, sıkıntı, huzursuzluk hallerini düşünmeden? Sıkıcı... Bu aşkın dört mevsimi de olsun, tüm yapım ve çekim ekleri olsun, hatta çok mu fazla bilmiyorum ama bileşik kelimeler oluşturalım biz. İçinde sen ve ben olmadan, bizden gelen, bizi taşıyan... Ayrılık olacaksa bile "ay" ben olayım ve sen "rılık" olmadan önce kaybolayım"

dedim...

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Zeynep 3 aylık

Dün...
İki saatliğine alışverişe çıktık, anneannesi ve dedesine bıraktık Zeynep'i. Zeynep artık 3 aylık. Alışveriş bitti eve geldik, kızım da geldi. Kızarmış gözleri ile baktı bana. O gözlerin içinde kayboldum, ağladığı zamanlardaki gerginliğim, uyumadı diye üzüntüm, şu iş kaldı bu iş kaldı diye yetişememezliğim, yaşadığım olumsuz duygular.... HOppppp.. O bir çift gözün içine aktı gitti.
Anne olmak zor iş, bir insanın mutluluğu size bağlı. Bir insanın rahatlığı size bağlı, rahatsızlığı da... Anne olmak zor iş, hafta sonları baba evdeyken daha rahat. Zaten bir kişinin yapabileceği bir iş olsaydı bebek bakımı, iki kişi gerekmezdi sanırım üretim için.
Okuduklarım, düzen arayışı, kurallar... Her bebeğin kendine özgü karakteri var, kendi yaşam döngüsünü kuruyor zaten, kendi kendine buluyor anne, nasıl uyuyacağını, nasıl besleneceğini. Şükrediyor sonra Allaha, herşey bir yana sağlıklı bir yavrusu olduğu için.

18 Temmuz 2009 Cumartesi

fonda Sezen Aksu... "Uçurtma Bayramları"


zamanın bu kadar hızlı aktığını daha önce hiç farketmemiştim, sanki yıllardır duruyordu da saat, duvar süsü, bilek koruyucusu olarak, şimdi başladı işe yaramaya.
tık tık tık tık... kızım büyüyor, daha da büyüyecek. nasıl bir kız olacaktan öte, nasıl bir anne olacağım merakı kavuruyor beynimi. o bana gelip her hissettiğini anlatabilecek mi? şimdi benim yaptığım gibi, bütün ayrıntılarını hayatın paylaşabilecek miyiz?
benim kadar ayrıntıcı olmasın elbette, biraz üstünü örtüp, biraz eliyle itip, biraz da silkeleyip yaşasın hayatı. her tozu, her inciği ve de boncuğu üzerine yapıştırmasın, sonra gözyaşları da yetmiyor yıkamak için.
bakışları beni yaşatıyor... nefes aldırıyor, yalnızım duygusunu yaşamayalı çok oldu, kızım dünyaya geleli.
ben değiştim mi? değişecek miyim? ya da korkutmalı mı değişmek... bir faydası olacaksa, ancak ve ancak kızıma tamam... herşeye hazırım.
yorgunluklar, yetişme duygusu... annelik, büründüğün bütün rolleri soyunup baştan ayağı çıkmayacak bir kostüm giymek, deri değiştirmek... en güzel kokuyu bürünüp, onun varlığını her yaptığı hareketle kabul etmek, saygı duymak... uyuyor kızım, uyansa da koklasam diye bakıyorum saate, hızlı evet... yetişecek ama nereye?
büyüyünce Uçurtma Bayramlarına katılacağız kızımla... zaman akarsa bu hızla, şimdiden başlamak lazım uçurtma yapmaya.ama hayaller senin, sen büyü de birlikte yapalım uçurtmamızı kızım.

17 Temmuz 2009 Cuma

kızım iki aylığa yakın...

sanki küsmüş gibi...
yazamadım...
ne yaşadığımı anlamaya çalışırken, miniğim hayata alışmaya çalışırken, başka bir şeyle ilgilenmek aklıma bile gelmedi.
şimdi miniğim yanıbaşımda uyuyor, birazdan uyanır... kendisinden bahsettiğimi hissedip, 53 gün oldu kucağıma geleli, kolyem oldu boynuma, ayrılmaz ikili.
babası ve beni çok mutlu etti, gün geçtikçe anlıyoruz bir bebek nasıl değiştirir bünyeyi.
ama zormuş, hele de ilk günler... bir ben bırakıyorsun geride, bize koşuyorsun çığlıklarla. gözyaşı aktığında yüreğin akıyor, bir gülümseme ancak bu kadar mutlu ediyor.
kızım gülümsüyor, hem de cilveli, tek omzunu kaldırarak.
uykusu, sindirimi, hapşırıkları, gözündeki enfeksiyon, herbiri konuşma konularımız artık... bu dönemlerde eğitimi ile ilgili okumam gereken güzel kitaplar varsa tavsiyelerinizi beklerim. lohusalığın ilk dönemlerinde "Eyvah! Anne oldum." isimli bir kitap getirdi Esra Teyzemiz, iyi geldi. bir tek ben değilmişim diyerek mutlu oldum...
uzun uzun yazabilirim aslında lohusalıkla ilgili, ama bileklerimden rahatsızım. doktor emziren kadın hastalığı dedi, umarım en kısa sürede iyileşir, bebeğimi kucaklarken zorlanıyorum çünkü.
bu arada, Kızımla İzmir, İst ve Ank ziyaretlerimizi gerçekleştirdik..
Annelik değiştirir mi insanı, bakalım değiştirecek mi beni?

8 Haziran 2009 Pazartesi

bugün 14.günümüz...
bir kaç gündür sürekli ağlama isteği içindeydim, belli bir saati mi var anlamış değilim.
hem aylarca bu anı bekledik, şimdi neden bu şaşkınlık?
uykusuzluk ve hafif kırgınlık etkiliyor olabilir mi?
ben anne mi oldum şimdi? neden içim coşmuyor, mutluluktan uçmak yerine gözyaşlarımı saklıyorum? herkes yaşar mı bunu? benim güzel meleğim hissediyor mu yoksa bu hisleri?
sakınnnn.... bir an önce toparlanmalıyım.

3 Haziran 2009 Çarşamba

kızım geldi...
26 mayıs 2009 salı günü.. Saat 14:10 da. Adı ZEYNEP

24 Mayıs 2009 Pazar

RAĞMEN

bekliyorum... merakla...
anneciğin sen gelince oyunlar oynayacak seninle
hayatın en zevkli hallerini bularak...
sorumluluklarımızı neşe ile yerine getirip
gözlerimizi hiç bir şey korkutmayacak.
elimizden,
istediğimiz hiç bir şey kayıp gitmeyecek
yeşil ve maviyi içimize çekeceğiz
anlatacak, anlatacak, anlatacağız...
paylaşmak nefes almak gibi olacak bizim için
hayat zormuş gibi görünebilir bazen
kaçmak çocukluk diyecek ama
çocukluğunu zamanında yaşayacaksın
hayat eğlenceli bir oyun diyecek ama
oyunlar için yalana saklanmayacaksın...
ben sana canımmm diye sarılacak
güvenimi hiç kaybetmeyeceğim...
kollarımın arasında kimi sarmaladığımı
hep bileceğim......
canım kızımmmm, seni hatalarına RAĞMEN
seveceğim.

19 Mayıs 2009 Salı

Gençlik ve Spor Bayramı


Papatyalar ve bayıldıklarım.. Kaç ay bekledim ben sizi biliyor musunuz?
Ekimde başladım erik ve kiraz demeye, şükür hepsi çıktı. ( Bu bir kişilik porsiyon)
Bir tek karpuz kaldı, şöyle gerçekten tadına doyamadan yenilenlerden...
Gençlik Ve Spor Bayramımız kutlu olsunnnn!
Atatürk yaşasaydı, bugün 128 yaşında olacaktı...

8 Mayıs 2009 Cuma

Çiçeklerimiz, Çıtır ve sen...

Belim ağrıyor felaket... Saat akşam üzeri 5 ve daha yeni oturdum, o da yüzümde sürdüğüm peeling kremini beklemek için. Sabah kalktım, portmantoyu temizledim, kışlıkları çıkardım, mevsimlikleri temizledim, ayakkabı altlarına, yeni aldığım "çiçekli, şirin, adını bilmediğim şeyleri" serdim. Çarşamba pazarından aldım 1 TL, yaklaşık 8 raf çıkıyor 40'ar cm'den. Sonra ütü ütü ütü, yaklaşık 2,5 saat sürdü. (Arada bulaşık mak boşaltma, yerleri süpürme ve silme gibi küçük işler de var ama ahhh o küçük işler bile ne kadar enerji istiyormuş meğer, insanın kendi işini kendisi yapması ne kadar büyük bir lütufmuş...)

Bugün senin dönencen geldi kargo ile, kurduktan sonra da fotoğrafını çekip koyarız miniğim. Dün odan temizlendi, çekmecelerin yerleşti, ana kucağın ve hastane çantası hazır. Anneannenin ellerine sağlık, artık kolay kolay kirlenmez sanırım odan. Karnım çok acıkıyor, 8 ay boyunca böyle acıktığımı hissetmemiştim ben, hani derler ya 9.ayda çok kilo alınıyor, bu iştahla çooook doğal... Ne zaman acıktığımı hissetsem, meyve yiyorum, umarım hoşuna gidiyordur.
Bir arkadaşımın nişanlandığını, başka bir arkadaşımın babasının vefat ettiğini öğrendim... Dünya işte, herşey insanlar için. Umarım mutluluğu daim olur evlenecek olan arkadaşımın, diğer arkadaşıma da Allah sabır versin.
Dün akşam Marley&Me filmini seyrettik, kuzumu çok özledim... ÇITIR... Güzel kızım, halasını unutmuş olabilir çok uzun zaman oldu çünkü. Masum yüzlü, sakin, sadık ve merhametli kız... Ömrün uzun olsunn, bizim miniğimiz ile birlikte oyunlar oynayın yemyeşil çimenlerde... Geçen seneden bir fotoğrafını koyuyorum buraya Çıtırın, nazarlar değmesin güzel kızımıza...
Çıtır için aldığımız oyuncaklardan burada olanlar portmantoyu düzenlerken elime geçti, birlikte oynamanız için odana koydum onları. Dolapta zamanını bekleyen oyun ve oyuncaklardan oldular devreye girmek için, İngilizce öğrenmek için, harfleri öğrenmek için... O dolapta okey takımı, solo test, playstation 2 gibi oyunlar da var!!!( hazinenin yerini söyleyeyim )

Kucaklayacağım seni gelince, hep seveceğim, bileceksin ki anneciğin dünyada en çokkkkkk seni seviyor, kaşım da kalksa, yüzüm de asılsa, kızsam da sana, kalbimin sana olan düşkünlüğünü hep sol yanında hissedeceksin... Canım kızımmmm... Az kaldı sabret biraz daha, doğum zamanını en güzel şekilde geçirirsin umarım. Sıkışmadan, korkmadan, şaşırmadan... Ya da hepsini en az seviyede yaşayarak... Sağlıkla, ellerin yumuk yumuk, gözlerin gülmeye hevesli, dudakların neşeye aç... Annem duymasın üzülür ya da annemden nasıl saklasam çok kızar kaygılarını yaşamadan, gideyim de anneme anlatayımlı günler diliyorum sana, eve her gelişinde sımsıkı sarıldığımda, başını göğsüme yaslayıp uyumaya alışık bir ruh hali ve de... Başarılarını babacığınla paylaşmaya hevesli olduğun, canını sıkan şeyleri, önce daha mantıklı diye babama anlatsam tercihini yaptığın, sonrasında iyi ki varsın babam dediğin saatler...
Tercihlerini yaparken %100 senin düşüncene güvendiğimiz hissi ile, aman ayıp olmasın diye değil de gerçekten ne düşünüyorlar acaba diye bizlere de fikrimizi sorduğun sorular... Bütün bunları yaşayabilmek için, belki de sadece sağlıklı ve mutlu olduğunu hissetmek için bize anne ve baba olarak, az hata yapma, yaptığımızda da düzeltme gücü ver YÜCE TANRIMMM.


Bu arada bir de çiçek diktik babacığınla balkona, uzun zamandır hevesleniyordum zaten, harika oldular. Sen gelince güneşin vurduğu tarafında evimizin, çiçeklerimiz de el çırpacak hoşgeldiğin için....




6 Mayıs 2009 Çarşamba

23 yazıyor, acaba 23 gün sonra mı geleceksin?
İçimde inanılmaz bir gerginlik var, ilk 3 ay mide bulantıları ve hamilelik olgusuna alışma süreci olduğu için biraz meşakkatli, sonraki 4 ay hamileliğin tadını çıkarmak için müthiş bir zaman. Ama son iki ay... Mümkün olduğunca yalnız kalmamak size neşe ve sevinç veren kişilerle birlikte olmak en iyisi. Tabii ağırlaştığınız için kendi işleriniz de dahil, ev işlerinde de size destek olan birisi olmalı. Kızım bu süreçte yalnız kalmasın diye bir kız kardeş yapmalı diye düşündüm bugün....
Son bir kaç gündür yalnız olduğum için gerginliğim arttı sanırım. Bugün yürüyüşe çıkayım bari öğleden sonra. Yürümek zorlaştı, eskisi gibi keklik tarzı sekemiyorum. Arada sancılar da giriyor ama yürüyüş de yapmam gerek. Şimdi gidip kahvaltı yapacağım. Karnım kurt gibi aç...
Televizyon seyretmemek de gerek, hele de haberleri... 44 kişi bir yerde öldürülüyor, sürekli şehit haberleri geçiyor, güven havada geziyor, kuşun kanadında artık. O kuş kime denk gelirse... Yoksa heryerde olumsuzluk, yalan, dolan, şiddet... Ekonomik sıkıntılardan mı bu hale geldi bu millet? Neden böyle duyarsız, sorumsuz, mutsuz olduk iyice?

5 Mayıs 2009 Salı

Rüyam



Rüyalar görüyorum. Dağlar tepeler çıkıyorum, ama çıktığım yerin ardı uçurum. Geri dönüyorum, iniyorum,ohh uçurumdan kurtuldum derken, dağ hareket ediyor. Daracık bir yerden geçecek o dağ, yere atlıyorum... O daracık yerden geçerken toz bulutu oluyor kocaman dağ yok oluyor...
Hayırdır inşallah, bunlar işaret mi yoksa? :) Bir an önce hazırlıkları bitirmem gerek galiba,
Uyumaktan artık beynim de film çevirmeye başladı ya da. Pazartesi tahlil için gideceğim, ertesi gün de tekrar muayene. Son ultrasonda fotoğraf biraz garip çıktı, amniyon sıvısından dolayı öyle görünebiliyormuş. İnşallahh sağlıkla gelirsin dünyaya miniğim...
Birazdan hazırlanıp gezmeye gideceğiz, Nedoşlara... Onlar da seni heyecanla bekliyorlar, bakalım... Ne zaman Ceee diyeceksin?

(Yukarıda babacığının monte ettiği raflar var odan için, yanda da ilk zamanlarda kullanacağımız ve baş ucumuzdan ayırmayacağımız beşiğin. Sen hep güzel rüyalar gör, mavi ve yeşil olsun bir de beyaz...)
Hıdırellez bugün mü?

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Bahar gel, erik çıktı:)

Aklım sadece karnımda, hem mide bölümünde hem de bebek... Ondan sanırım başka bir şeyle ilgilenesim yok uzun zamandır. 37. haftanın içindeyiz, doktorumuz doğum için, mayıs sonu dedi eğer farklı bir şey gelişmezse. İlginç duygular içindeyim, sanki doğum olacağı gün herşey mükemmel olmak zorunda, ev pırıl pırıl, ben pırıl pırıl herşey düzenli ve saati saatine uymalıymış gibi. Ne kadar yanlış bir düşünce işte, biraz rahat bırakmalıyım kendimi, evi, düşünceleri...
Arada sancılar giriyor, bir de sürekli sağ ve sol üzerine yattığım için uyuşmalarım var. Uyku düzeni zaten artık hiç kalmadı, çabuk yoruluyor eğilip kalkamıyorum. Bana kalsa neler yapacağım neler...
Babacığın odana aldığımız rafları monte etti, istesek bu kadar uymaz ölçüsü. Ellerine sağlık...
Yatak odasına koyacağımız beşiğimiz de hazır, hastane çantasını hazırladık annemle geçtiğimiz hafta. Ama bebeğin eşyalarını tam olarak yerleştirmedim, hepsini hazırlarsak ucundan tutup hastaneye gidesim gelir diye korktum galiba. Cildim bozuldu son bir kaç haftadır, demek ki hormonlar iyice oynadı yerinden. O kadar bakım yapmama, temiz tutmama rağmen ergenlik dönemime geri dönmüş gibiyim. Biraz abarttım galiba ama...
Hala yağmur yağıyor, baharın son ayında, baharı yaşayalımm... Belki miniğimiz gelince gelecek bahar da. Bize geleceği kesin de... 36. haftanın bitiminde 2750 gram olmuş. Son zamanlar gerçekten zormuş...
Erik, çilek, yeni dünya, şeftali, kavun... Bu mevsimin güzellikleri için ne desem, nasıl tarif etsem... Yiyorum, ohhhhhhhhhhhhh

17 Nisan 2009 Cuma

34 hafta + 6 gün

( Eğitim odası)
Perşembe günü -dün- tekrar doğum kursumuza gittik, geçtiğimiz hafta emzirme teknikleri ile ilgili bilgilendirilmiştik, bu hafta diyetisyen beslenmemiz ile ilgili bilgi verdi. Lotus çiçeği dansımızı ve doğum için gerekli hareketlerimizi de yaptık.
Sonra da....

Doktorumuz sayesinde, kendi yaptığı sezaryene girdik, bir kız bebeği geldi dünyaya. Sen karnımda iken doğuma da şahit olduk miniğim. Eskişehir'de tek olan, her türlü teknik bilgiyi alabileceğimiz donanıma sahip bir kurs bu. Zaten kalite ödülü aldığı için, doğumumu yapmak için özel bir hastane arayışına girmedim, bilinç ve araştırma dışında 6.hissime güveniyorum ve Eskişehir SBES Doğumevinin doğum için ideal bir hastane olduğunu düşünüyorum. Doğum gerçekten çok özel bir dilim insan hayatında, iletişim kurduğun kişiler çok önemli, elbette çevremdekilerin tedirginlikleri var, özel hastane ile özel ilgi olacağını, diğer yerlerde eskiden kalma kulaktan dolma bilgilerle kötü davranılacağı düşünceleri de var. Elbette bu düşüncelerin aksine inanmamı sağlayan doktora olan güven. Doktorumuza ( Sayın K. HÜKMEN) bu güven hissini verdiği için ailece teşekkür ediyoruz. Umarım doğumdan sonra da hastane ile ilgili düşüncelerim değişmez ve senelerce kendi alanımızda aldığımız kalite eğitimleri ile ilgili inancım da aynı kalır.
Dün ve bugün hava çok soğuk, ama dondurma olsa yine yerim, eve gelirken kavun aldım bakalım nasıl çıkacak? Yemek yemek, mevsimlerin kendi meyve ve sebzeleri ne kadar özel ve güzellermiş. Az kaldı, çilek, kiraz, erik..... Karpuz, kokulu domates ve salatalık....

Az kaldı miniğim, senin gelmene de az kaldı. Azar azar neler hissettiğimi düşünüyorum, ama ne hissettiğimi inan bilmiyorum. Merak var, hem de çok...
Bu arada doğumevine giderken, çiçekçilerin vitrininde doğum çiçekleri dikkatimi çekti, hani pembe mavi olan, üzerine et bebeklerin konduğu... Hastaneden içeri girene kadar güldüm, o et bebeklerin öyle bir yüz ifadesi var ki... "Doğdun da iyi ............ettin..." der gibi.
Yan taraftaki fotoğraflarda odanın hazırlık aşamalarını görebilirsin miniğim, yatağının baş ucuna müzik setimizi de koyduk. Mozart'ın bebekler için olan CD'sini dinliyoruz her gün. Kitaplığımızda da Masal Kitabımız var, arada masal okumaya da çalışıyorum sana. Şimdi sırada hastane çantası var, ilk bezini de aldık. Anneannen ve babaannenin alıp yaptıkları başta olmak üzere zaten gelen hediyeler ile giyim eşyalarının % 80'i tamamlanmış durumda. Şanslı bir kız çocuğu olacaksın sennn:) Bir ömür boyu devam eder umarım şansın.
Elif Şafak'ın Aşk kitabı bitti. Şimdi Ayşe Kulin'in Umut isimli kitabına başlıyorum. Ama AŞK'ı tekrar okuyacağım, sana da anlatacağım miniğim. Hayata dair, kurallara dair, bildiklerimize dair...Kitap okumak sadece dili geliştirmek için değil, söylenenler üzerine düşünmek de gerek. Okullarda önce düşünmeyi öğretmeliler, ben umarım sana bunu aşılayabilirim miniğim. Ne benim, ne de diğerlerinin dediklerinden öte, kendi bulduğun doğrularla hareket edebilmen için. düşünmeyi öğretmeliyim, öğretmeliyiz. Gerçi çok düşünmek de iyi değil diye düşünmedim değil ama... Oynayarak, konuşarak öğreneceğiz hayatı, sen hele bir gel de... Biz sana doğdun da gerçekten iyi ettin ifadeli oyuncaklar alacağız.:)

Bu arada baban seni binbir heyecanla bekliyor, geldiğinde seninle oyunlar oynayacakmış, hep öpecekmiş, gıdıklayacakmış. Böyle hevesle anlatıyor biriciğim ve ben kendimi tutamayıp "eller yıkanmadan bebeğe dokunulmayacak, ilk doğduğunda hep uyuyacak"... gibi cümlelerle bilmişlik yapıyorum.
Miniğim, güzeller güzeli kızım, emin ol, siz ikiniz ne kadar fazla iletişim kurarsanız o kadar mutlu olacağım ve söz şimdiden, aranıza hiç girmeyeceğim... Ama kıskançlık yapıp yapmayacağım konusunda yorum yapamıyorum şimdi. :)

9 Nisan 2009 Perşembe

Rüyalar

Az kaldı, günler ne çabuk geçiyor. Sabah uykum ve rüyalarım çoktu, hele bir tanesinde çok korktum. Paraşütle bir adam iniyordu balkona ve 14 gün kalacağını, devletin bir programı olduğunu söylüyordu. Ben şiddetle karşı çıkıyordum, kimsin nesin diye, bu arada karnım acıkmış bir şeyler atıştırıyorum içiyorum, sonra başım dönüyor, aaa beni etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Çok korktum, çok korktummmm....
Sonra Deniz'i gördüm rüyamda, Halk Dansları öğretmeni olan arkadaşım, zararlı şeyler yeme diye bağırıyordu bana caddenin karşısından, Tuba'yı gördüm, ABD'ye gidiyormuşuz beraber. Biletleri almışız, ama son anda diyorum ki, çok iyi olurdu doğumu da orada yapardım ama yok ben eşimi bırakamam, imkansız ben 10 gün bile uzaklaşamam buradan... Çok üzülüyor, ama tabii sen bilirsin diyor. Bileti Tuba'ya veriyorum, ya parasını verirlerse al emi kalmasa iyi olur diyorum, rüya işte. ABD bileti, kalmasa iyi olurluk miktar mı canımmmmm? Hayırdır inşallah....
Bir kaç daha rüya var bunlar hatırladıklarım. Güneş var bugün, güzel bir gün olsunnn...

Öğleden sonra da uyudum biraz, Porsuk ile ilgilendim hep. Suyu masmavi olmuş, o kadar güzel akıyor ki, yürümek eziyetti kenarında. Hep atlamak istedim suya, ne şiirler yazdım rüyamda, ne şiirler.... Birkaç tane eczane gördüm, orada bir amca bana terlik yapıyordu sürekli ayağımdan model alıp. Kalfası da sandviç hazırlıyordu birilerine, gözümün önünden kiraz tabağı geçerken uyandım. Kalkıp dün yaptığım mercimekli köfteleri yedim, şimdi de kendime gelmeye çalışıyorum:D Bu gece uyumak zor olacak....

7 Nisan 2009 Salı

Alıntı paragraf


Takip ettiğim bloglardan birisi olan, "Üfürükten Prenses" Elif Şafak ve kitabından bahsetmiş, aynı cümleler çok etkilemiş bizi. Önce Elif Şafak'ın kitabı, sonra da Üfürükten Prensesin blogundan alıntı yaparak, kendi bloguma da koymak istiyorum o paragrafı...


Şems'in Kırk Kuralından İlk ve En Etkileyici Olanı..
"Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendin mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir
."

sevgi ve hoşgörü

Günler azaldıkça, merak gitgide büyüyor. Karnım da...
Sürekli hareket halinde zaten miniğim, özellikle ben hareketsiz kaldığımda, "hayat devam ediyor" mesajını alıyorum. Bugün sürekli yağışlıydı hava, sürekli uyudum. Akşam üzeri zor kendime geldim ve ayaklandım. Bir amacın olması ve olmaması, bütün bir günü ve pek tabii de hayatı etkiliyor.
Mide yanmasını engellemek için her sabah, kocaman bir bardak süt içiyorum.
Kramp olmasın diye, sürekli hareket etmeye özen gösteriyorum. (Bugün pek miskindim ama hafta sonu yorulduk, ancak çıkıyor acısı...:) ) Pazar günü, Espark'ın karşısında açılan Çibörekçiye gittik, mekanın adı da aynı. Lezzetliydi, zaten bayılırımmmmm... Yağı,tuzu, kıvamı yerindeydi, Eskişehirlilere tavsiye ederim. Sevdiğim şeyleri takip eden ve beni hiç bir şeyden eksik bırakmayan babacığına teşekkür edelim:) 1,5 porsiyon olsun teşekkürümüz. KOCAMAN...

Elif Şafak'ın AŞK isimli kitabını okuyorum, Akıllı Bebekler, Akademisi Bebeğimi Beklerken...., Doğum sonrası.... vb kitaplarının dışında. Gerçekten çok beğendim, henüz bitmedi ama bitmesini de istemiyorum. Okuyup düşünmek, hatta beynime kazımak istiyorum bazı cümleleri, ne kadar güzel öğrenmişiz biz hayata dair herşeyi. Yüreğime, sevgi ve hoşgörü ağırlıklı bir yaşamın örnek yaşam olduğu felsefesini yerleştiren canım babamı gün geçtikçe daha iyi anlıyorum. Ve teşekkür ediyorum, herşeyi kıvamında, yerli yerinde, asilce öğrettiği için. Bu arada babam bir kitap yazdı, artık basım aşamasına geliyor, hepimiz heyecanlıyız ve merakla bekliyoruz.
Gerçi ben çok hoşgörülü bir insan olamıyorum, hele de son zamanlarda çok tahammülsüz, sabırsız ve durduğu yerde duramayan bir ruh halim var.
İşin ilginç tarafı ruhumun nefes aldığı yer; gözümün açıldığı, kalbimin normal ritminde attığı, içimde kuş cıvıltılarının duraksamadığı, gözlerimdeki güneşin sürekli ısıttığı yer, biricik sevgilimin yanı.
Herşey kararında işte... ,
Herşey yerli yerinde. Anne, baba ve çocuk. Sanırım en başta bu sebepten bu üçlüye deniyor,
İŞTE tam bir aile diye...

6 Nisan 2009 Pazartesi

5 Nisan 2009 Pazar

Lamaze Tekniği ve Normal Doğum Kursu...


Çok uzun zaman sonra tekrar yazmak için oturdum. Şimdi güneş varken, kuş cıvıltıları kulakları okşarken insan istese de mutsuz olamıyor, ne şahane:)

Dün kontrolümüz vardı, bir gün önce de eğitim başladı. Sen ve ben çok şanslıyız miniğim, çünkü Eskişehir'de böyle bir kurs var ve bize denk geldi. Cuma günü öğlen Doğumevine gittik ikimiz, sen karnımda gayet mutluydun, ben mutluyken sen hep mutlusun. Bizler için hazırlanmış eğitim odasına girdik, rengarenk minderler ve pilates topları ile bize profesyonelce HOŞGELDİN dedi zaten hastane. Eskişehir'de bir kaç tane özel hastane olmasına rağmen, özellikle Doğumevinde seni dünyaya getirmek istememin sebepleri işte bunlarmış. Doğru bir karar vermişiz. Ama hastaneden öte, doktorumuz (Sayın K.HKMN) bu konudaki özverili yaklaşımı ile bebek bekleyen anneler için gerçekten özel bir çalışma hazırlamış. Lamaze Eğitimi ile normal doğum için gerekli olan bütün eğitimlerin hazırlıkları tamamlanmış, LOTUS Çiçeği dansı ile başladık eğitime. Doğuma kadar her hafta Cuma günü kursa gideceğiz, 6 hafta sürecek.

Nefes egzersizleri, meditasyon, normal doğumu kolaylaştıracak herşey...
Tek bir cümle bile kişinin hayata yaklaşımını etkileyebiliyor, sadece hayata değil, bebeğine, o güzel bebeğin varlığına sebep olan eşine, nefes aldığın havaya, suya.... Herşeye....

Yaklaşırken önce şükrediyorsun ve herşey seni mutlu etsin diye sebep arıyorsun.

Şimdi 32 haftamız bitti, az kaldı seni kucağımıza almamıza. Dün kontrol sonrasında doktorumuz senin güzel bir fotoğrafını verdi. Birazdan ekleyeceğim o fotoğrafı da.

Dün gülümsedin bize, en azından biz öyle anladık. Hep gül inşallah, hep mutlu ol güzel kızımız...

25 Mart 2009 Çarşamba

Zaman azalıyor


Haftalar arttıkça, karnım büyüdükçe hareketlerim de ağırlaşıyor, düşüncelerim de. Aslında düşünmekten yoruluyorum bir şey yapmadan önce, yapmaya başlasam....

Odan yavaş yavaş tamamlanıyor, beşiğin ve dolabın da geldi. Duvarlar lila, mobilyalar akçaağaç, perde lila pembe damlalı, müzik dinleyebilecek ve kitap okuyabileceğiz. Seninle birlikte ne kadar güzel anlar geçireceğiz kim bilir?

Seni sever miyim diye hiç kuşkum olmadı ama "sen beni sever misin" diye var... Sana yetebilir miyim diye de kuşkum yok, bütün benliğimle seni bekliyorum, süt içiyorum ya, erken yatıyorum sonra... Ben annen olarak sana bakabilir, ihtiyaçlarını karşılayabilir ve koruyabilirim sen hiç merak etme. Yeter ki sağlıklı bir şekilde gözlerini aç, gel kucağıma. Hiç mi kuşkum yok, tedirginliğim? Olmaz mı?

Doğru yerde doğru tepkiyi verebilirim sana, hayatı güzel tanıtabilirim umarım. Mutsuz olmam sen de anlarsın, hissedersin. Umarım seni mutlu edebilirim...Kendi kendine yetebilmeyi, iyi ve sağlıklı beslenmeyi, düşünmeyi öğretebilirim...Umarım...
Şimdi sırada, hastane çantası var, bir hafta sonra da doğum kursum başlıyor. Normal doğum için hazırlık çalışmaları ... Saçlarımın kendi rengi çıktı iyice, arada da beyazlar...:) Saç rengim bile ruhumu anlatıyor, ya siyah ya beyaz, gri yok.

Bugün güneşli hava, gergin uyandım üstelik eklem yerlerim ağrıyarak, güneşi gördüm işte, mutluluk hormonlarım harekete geçti. Bu arada Güneşi Gördüm filmine gittik ve beğenmedim.

Kardelen çiçeği varmış güneşi görünce ölürmüş, ama illa da görmek istermiş, ölmek pahasına bir kere de olsa görürmüş. Görmüş, ölmüş... O filmden çıka çıka bu mu çıktı diyebilirsiniz, yok çıkan bana göre en ilginç şey buydu. Ha bir de "Benim ülkem bir tane..."

Geçen hafta çarşamba günü doğumgünümdü, doğumünü pastalarımdan birisinin fotoğrafı.( Esra Teyzene ve annesine teşekkür ederiz...) Şanslı bir annen var miniğim, tam üç tane pasta kesti doğumgününde. Bir ara doğumgününü anlatırım ayrıntıları ile... Babanın süprizini ilk defa hiiç hissetmedim, gerçekten süprizdi ve çok güzeldi.

17 Mart 2009 Salı

İlkbahar gel gel gel....

Bugün mide yanması ile boğuşuyorum... Hava soğuk, güneşi özledim.
Bugün ağaçların dalları arasında saklanan kuşları görmek istedim,
Bugün deniz kokusunu içime çekip, sabah kahvaltısında domates kokan domates yemek
Kesildiğinde yayılan karpuzun kokusunu içime çekmek
Esiyor diye gezilen patika yollarında çam kozalaklarına tekme atmak...
Bugün çok şey istedim.
Yaz mevsimini ve doğayı özledim.

Sen bahar çocuğu olacaksın, bahar gibi karşılayacağız seni
Sen ömrünün her evresinde bahar kokacaksın
Her mevsim güzeldir, sen her mevsime umut,
Her sabaha varlığınla neşe taşıyacaksın...
Annen titiz, mükemmeliyetçi ve hassas
Baban mantıklı, programlı ve tutumlu
Sevdiğimiz sevmediğimiz,
Kabul ettiğimiz ya da etmediğimiz bir çok özelliğimiz
Dünyaya bizim toplamımız olarak geleceksin....
Sen kendini oluştururken
Bakalım,
Bizlere neler öğreteceksin?

Bugün kursa gittim, biraz kestirdim, doğayı özledim, seni düşledim...

15 Mart 2009 Pazar

15 Mart, kar yağıyor

Denge...
Hayatın her evresinde tutturmak zorunda olduğumuz ama bir türlü tutturamadığımız...
Çok pişerse yanık kokan, az pişerse hamur olarak kalan kek gibi.

"Bir laf bin büyü yerine geçermiş" kim söylediyse ne kadar güzel söylemiş. Söylenilen cümlelerin önemi, söyleyen kişiye de bağlı. Doğru ya da yanlış, çok da önemli değil. Bir kere çıkmaya görsün, herşey alt üst de olabilir, herşey düzelebilir de. Hiç gerek yok, falcıya büyücüye. Düşünceler, ifadeler yeterince etkili zaten kişileri değiştirmeye.
Belki de bizler anladığımız kadarız hayatı. Anlamak istediğimiz kadar...
Empati kuramadığımız zaman ya müdür olmak zorundayız ya da mutsuz. Empati yoksa, iletişim imkansız, hayat çekilmez. (Bu yüzden mi hiçbir müdür sevilmez? Parmak ucunda oynatacaklarını sanırlar hayatı, oynatırlar da. İzin veren oldukça...)
Dün "Sahtekar" isimli bir film seyrettim, uzun bir filmdi. Ama uzun zamandır seyrettiğim en güzel flmlerden birisiydi. Yaşadıkların ne kadar acı olursa olsun, bir kişi bile varsa seni anlayan işte o zaman anlam kazanıyor hayatın. Anlamamak için direnenlerin hepsi, önce kendilerini düşünüyorlar, insan oğlu ne kadar çiğ aslında... Kendisi... Varlığı.... Egosu..... Tek bir şey için yaşıyorlar, o tek şeyi tehdit edeni de yaşatmıyorlar... Savaşımız sadece kendimizle, bize verilen bütün duygular figürlere bağlı sadece. Sevinci yaşatan ayrı, kızdıran ayrı, nefret duygusunu yaşatan ayrı. Bütün duyguların hepsini bir kişide yaşayamıyoruz, belki de yaşıyoruz da buna aşk diyoruz. Bu yüzden aşktan kaçamıyoruz. Biz her yerde ve her zaman bir tek kendimizi yaşamak istiyoruz. İçimizdeki olumsuz duyguları yok edemeyip yaşadıkça bu duyguları yaşatanı yok etmek istiyoruz. Önce kendimizi bilememiz, önce kendi duygularımızı yerli yerine yerleştirmemiz gerekiyor oysa. Gücümüz diğerinin kalbini kırmaktan korkarak artmalı... Güçlü olmak istiyorsak...Korkmadan düşünmeli, düşünmeli, düşünmeli... Doğruyu bulmak için illa da hayat çomağını gözümüze sokmamalı...

13 Mart 2009 Cuma

Kusura bakma

77... Doğum yılım, kalan gün sayısı, en sevdiğim rakamlar. Çok değil, bir kaç hafta öncesine kadar kendimi dünyanın en şanslı anne adayı hissederken bir kaç gündür inanılmaz bir boğulma hissi yaşıyorum. Televizyonda, Yüksek Hızlı Tren Eskişehir'e girerken, hıçkırarak başladım ağlamaya. Bir ara katılıyorum sandım, sonrasını hatırlamıyorum, dalmışım. Anne- kız hazır değildik galiba bu kadar hıza:)
İşin şakası bir yana, kendi psikolojimi kontrol edemediğimi düşünürken, miniğim nasıl güzel bir dünya sunabilirim ki sana?
Çiçek adlarını unutma tabii ki, ama ondan önce çevrendeki çiçekleri görmeyi unutma. Dikenleri batsa bile, elini silkele ve devam et yenisini koklamaya. Seni seven ve değer verenlerin hislerini boşa çıkarma, önce sen mutlu ol, önce sen kendini sev ki ancak bir başkasının sevmesiyle birey olacağını sanma...
Kimse senden birşey istemeden özel bir şey yapma. Doğumgünleri, özel günler hariç tabii ki. Kimseye istemeden iyilik yapma, ne zaman ki elini uzatırlar o zaman harekete geç ve kimseyi yarı yolda bırakma.
Kolay sinirlenme, sabır en güzel erdemdir. Ama içine de atma, bir tek sana, şahsına saygısızlık yapıldığında asla susma. Sen benim bir tanecik canparçam olacaksın, kimsenin seni üzmesine izin verme. Kendine dürüst ol, gerisi palavra.
Bütün bunları söyleyerek ben yazıyor, rahatlıyorum. Sana en önemli öğüdüm, sakın "aman annem böyle söyledi aksini yapmamalıyım" diye kendini kasma. Sana verilen en mükemmel özellik olan aklını kullan ve doğru yanlışı kendin bul, bütün bunlar benim söylemek istediklerim olduğu için yazıldı buraya, senin hayatının önceden kurgulanmış hali değil, bunu yaparsam annen değil, patronun olurum. Merak etme hayatında patronlar çok olacak, sen bana sarıl, saklan, mutlulukların için savaş ama yanlışsa eğer dediklerimi yapma...
Ben şimdiden sana sarılıyor ve saklanıyorum...
Seni çok seviyorum miniğim, üzüldüğüm anları kontol edemediğim ve seni etkilediğim için kusuruma ne olur bakma...

12 Mart 2009 Perşembe

Okumak



Bir çok konu var konuşulması mümkün olan, ama ne kadarı için gerekli ki bu kadar zaman?
Okumak istediğim onlarca kitap var daha, okudukça daha çok okumak gerektiğini düşünüyorum, ama işte belli bir hayat çizgin varsa da tek başına okumak çok fazla işe yaramıyor. Tek başına isen satranç oynamayı öğrenmek ne ifade eder ki? İş hayatından uzak kalınca, yaşam tarzın da ister istemez değişiyor. Ama benim öğrenme hevesim hiçbir şekilde kaybolmuyor, olmasın da. Seninle birlikte yeni baştan keşfedelim hayatı miniğim, seninle birlikte iyi ve güzel olan herşeyi öğrenelim.
Elbette öğrenmek yerine sadece iyi vakit geçirmek için de okuyabilirim. Ortaokulda V.C. Andrews'in Çatı temalı polisiye romanlarını okurduk. O dönemlerde SBS gibi, OKS gibi streslerimiz yoktu. Fen Bilgisi ve Matematik derslerini İngilizce öğrenirdik:) Öğrenir miydik ki?
Önemli olan ÖSS idi. Bu arada tiyatro, halk oyunları, org kurslarına katılır geliştirirdik kendimizi. Şimdi güzel anılar olarak kaldı hepsi. O zamanlar hayata karşı tecrübesiz, heyecanlı ve meraklı idik. Öğrendikçe değiştik, bildikçe mutsuzlaştık, okudukça yalnızlaştık. Ama öğrenmek bitmesinnnnnnnnnnnnnn, bir gün canım okumak istemezse eğer.... Düşünmeyelim kötü şeyler!


Bugün Esra Teyzen, İclal Aydın'ın son kitabını almış bize. "Evlerin ışıkları bir bir yanarken..."


"Akşam oluyordu yine.
Yine yanıyordu evlerin ışıkları.
Bana inat hayat devam ediyordu.
Beni hiç iplemeden, beni kenara iterek, beni öğüterek, un ufak ederek sürüyordu hayat.
Mutfakta yemekler pişiyor, televizyon başında diziler izleniyordu
Birileriyle dalga geçiyordu radyoda bir DJ.
Bilmediği bir kederi biliyormuş gibi anlatıyordu bir başkası.
Geceleri acıyla uyanıyordum, acıyla daldığım uykudan, bitmeyeceğini sanıyordumm...
Bittiğinde beli de en çok ben şaşırdım." İclal Aydın

11 Mart 2009 Çarşamba

Çiçek adları


29 Mart tarihinde saatler ileri alınacak. Artık bahar geliyor, dün gece ayağım takıldı, şansım varmış ki düşmedim. Ama bugün kalp çarpıntım hiç geçmiyor, sanki içimde hapsedilmiş bir kuş var da, ne olduğunu anlamadığı için afallamış oradan oraya çarpıyor. Nefes almak zor... Biraz ağırlaştığımdan mıdır nedir, bel ve sırt ağrım da cabası. Ağrılar, acılar bir kenara, yürek çarpıntısı çok daha fazla rahatsız ediyor. Uzansam da kalksam da yürüsem de geçmiyor, Tv açmak istemiyorum, can sıkıcı bir haber görmek o kuşu daha da hareketlendiriyor. Senin hareketlerin de bitmiyor miniğim, karnım zıplayıp duruyor yerinden. Elin mi bacağın mı anlamıyorum ama, bir kaç gündür sürekli ben buradayım diyorsun. Biliyorum... Oradasın.

Bazen düşünüyorum da, aslında en güvenli yer orası senin için. Bundan emin olmadığım zamanlar da yok değil, orada olsan da seni yeterince iyi hissettiremiyorum, benimle korkuyor, benimle telaşlanıyor, benimle seviniyor, benimle üzülüyorsun. Daha şimdiden bu sorumluluk beni üzüyor, seni taşıyamamaktan korkuyorum. Hayatta taşıyamadığım yükler oldu çünkü.

İclal Aydın'ın kızını beklerken yazdığı yazıyı dinliyorum...



".......................................Anneler ve babalar tanıyacaksın bızden baska .
ogluna soz verdıgı bısıkletı alamadıgında notalarla oglunun adını yazan bıyıklı yorgun babaları ,
ya da kendı gıyemedıgı mavı yırmıuc nısan elbısesını sabaha dek uyumadan kızına dıken annelerı ,
sonra kendınden baskasını dusunmeyenlerı,
kendı ofkesınde bogulanları ve yalancıları tanıyacaksın.
ask’ı tanıyacaksın bır gun, kalbım kırılacak ve belkı kıracaksın bırılerını...
ıyı bır tamırcı ol kızım ,cabuk onar kırdıgın kalplerı ve caresız kalma kendı kırık kalbıne .
sen sımdı kendı oykunu yazmaya gelıyorsun.
Hayat ıkı secenek sunuyor :
ya payına dusen kederı parlatacaksın;
ya da omrunle ıyı gecınmeye bakacaksın. ıkıncısını tercıh edersın umarım...

Bana ogretıldıgı gıbı kızım ;ogrendıgın cıcek adlarını unutma,kelebeklerı kıtap arasında kurutma, kın buyutme kalbınde ve ıncıtme kımseyı...Dılerım dunyaya gelıs nedenını sen cabuk bulursun.yolun acık olsun....Annen Iclal Aydın"

Kalp çarpıntım geçmiyor...

iyi yolculuklar

Yolculuk... Yeşillikler arasında, güzel bir müzikle...
Bütün kırgınlıklarını küçük bir valizin içine doldurup omzunun ardından fırlatırsın. Ama dikkat, küçük bir valiz... Ne kadar büyük olursa o kadar artarmış kırgınlıklar, o kadar ortaya çıkarmış geride kalanlar. Taşımak ne demek, taştığı için içinden ne kadar fırlatsan da yapışırmış bedenine.
Ellerine, gözlerine...
Yapıştığı ile kalırmış, hayat anlatabildiğin kadar değil herkesin anlayabildiği kadarmış...

9 Mart 2009 Pazartesi

Mart ayı...

Hayat ilginç...
Birgün doğacakları bekliyorsun, birgün elinden kayıp gidenleri gözlüyorsun. Elinden hiç bir şey yapmak gelmiyor da, ağlamak için bile tutuyorsun kendini. Aklın uçuyor, havada geziyor ayakların da tek bir kelime iniyor yüreğine, aklın geri geliyor. Gelmesiyle yüreğini yakması bir oluyor, meğer zaten yanıyormuş yüreğin de... Pek fena.

Küçüklüğümden beri hep sevgi gösterildiğinde mutlu oldum, hep sevgi istedim. Küçüklüğümde dayım severdi de beni, yaptığı herşey söylediği her kelime güzel gelirdi. Sevilmek güzel...
Bir de eniştem, büyük teyzemin rahmetli eşi. Ne zaman Ankara'ya gitsek, işten dönerken cebinde benim için alınmış çukulatasını çıkarırdı. Kaşları hep çatıktı ama bilirdim beni düşünürdü.

Dayım espri yapardı hep. Güldürürdü beni, bilirdim ki güldürmek güzeldi. İnsan sevdiklerini güldürürdü. Dayım dün gece öldü.

( Bir anneler gününde, belki de 10 yıl önce, dayım demişti ki bana, "geleceğin en güzel annelerinden olacaksın, senin de anneler günün kutlu olsun..." Çocuklukta ya da gençlikte, varlığının ne kadar önemli olduğunu hissettirenler asla unutulmaz dayıcığım...Teşekkür ederim)

28 Şubat 2009 Cumartesi

"....................................................

vahşi siyah atlardık;
yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi Amerika'ya
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı rüzgar aldı zaman aldı
o vahşi siyah atları

herşey o eski rüyada kaldı
çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların
öldükleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar
peki, sen anımsıyor musun?

MURATHAN MUNGAN, Avara şiirinden.

26 Şubat 2009 Perşembe

Karla karışık yağmur


Rüyalar... Rüyalar...

Karla karışık yağmur ve sonrasıında. Biraz üşüten bir hava ama temiz. Bol oksijen, birazdan hazırlanıp çıkacağım. Kursuma gideceğim, bu da bir huy işte, aman bir yer dağınık kalmasın evden çıkarken. Bugün hem yatak odasına hem de senin odana yaptırdığımız dolaplar gelecek, bir aksilik olmazsa. Ev yavaş yavaş toparlanıyor. Gelişmeleri yazacağım, muhtemelen öğleden sonra.

Bu havaları yağdığı zaman çok severim, ya güneşli olacak ya yağışlı. Ne yapacağını bilmez durumdaki kapalılık boğar beni. Griler yok ya işte dünyamda, ondan belki. Fotoğraftaki miniğin yüz ifadeleri çok güzel, bu kızların hepsi aynı kız mı? Alıcı gözle bakacağım, sonra :)
Geldim, dolaplar takılıyor şu anda. Birazdan işe koyulacağım, dolapların içlerini yerleştireceğim. Bu arada yazamadığım dönemde iki oda ve koridora badana boya yapıldı, evin yarısı temizlendi, bütün dolap içleri elden geçti, şimdi sıra fazlalıkları ortadan kaldırmada.
Temizlik yapıldıktan sonra tek bir tüy görsem, canım sıkılıyor. Her yer aynı düzende ve tertipte kalsın istiyorum, bir bırakırsam ucunu ooooooo....
Kar yağıyor hâlâ, çok güzel.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Üzüldüm... Gazanfer Özcan o babacanlığı ile akıllarda yer etti. "Bu adam bir gün hayatını kaybederse ben gerçekten üzülürüm, amaaaan allah korusun" diye düşündüğüm için midir nedir, çok üzüldüm... Mekanı cennet olsun.
Şeker yükleme sonuçlarını aldım, her şey normal.
Güzel bir gün geçirdim, lise arkadaşım ve şirin mi şirin oğlu ile. Devam edeceğim...
Babacığın grip, hiç kıyamam ben ona.
Sürekli uyumak istiyorum, ama uyku saati gelince de maşallah, dimdik ayaktayım.
Dayın süpriz yapıp geldi dün, çok komikti. Hem ben, hem de babacığın çok şaşırdık.
Dün akşam 1 ay önce biletlerini aldığımız tiyatroya gitmek için yola çıktık, 15 dakika sonra evdeydik. Şansımıza oyun iptal olmuş, daha önce izlediğimiz bir oyunu sahneleyeceklermiş, geri döndük.

13 Şubat 2009 Cuma

Haftasonu

Yağmur yağıyor, susmadan. Bütün gece sesliydi karanlık, hep birşeyler çarptı, birşeyler uçtu.
Uykumu düzene sokmaya başladığımı sanıyorum, çünkü sabah çok erken uyandım ve kursuma gittim. Öğleden sonra çarşıya çıktık ve yağmura yakalandık, hapşurmaya başladım tekrar.
Kursta kutular yaptık hepsinden farklı sesler çıkıyor, şahane. Fotoğraflarını koyacağım....

Yarın sevgililer günü. Hani diyorlar ya, olmasın böyle günler, para tuzağı. Bence olsun, limiti yok ki bunun! Ben 1 YTL ye alınmış kağıt helva ile de mutlu olabilirim, herkes de olmalı. Hatta diğer günler de başka özellikli olmalı. Bir gün, Sevgililer Günü, birgün yeşilde durmayan arabalara tekme günü, birgün soruya soru ile cevap verenlerin saçlarını çekme günü, birgün esnaf kan ağlıyor diye bağırıp, gelen müşterilerine bakmayan hatta dövmekten beter etmeye çalışan esnafların vitrinine sakız yapıştırma günü, iş hayatında yüzüne gülüp arkandan senin yerine konanların gerçek yüzlerini anlama günü, yerlere tükürmeme günü, PTT kargoyu daha ucuza götürüyor ne şahane günü.... Gibi gibi gibi...

Etkinlik notlarımıza geçelim: Şekerlerin fotoğrafı yarına kaldı, ama eşime ördüğüm sonradan kol kısmını beğenmediğim kazağı çanta yaptım. Dün kestim, ve alt kısmını diktim bugün de süslemeleri ve sapını bitirdim, tabii biraz yorucu oldu, kolları söküp yumak haline getirmek, örgü sap, kazağın kollarıydı bir zamanlar.:)

12 Şubat 2009 Perşembe

Uykudan önce...


geçmişin içinde bir yerde
cesaret vardı, biraz kör biraz sağır
şimdi gözlerimin derinliğinde
korku var, biraz deli
hatta "biraz" az kalır...

geçmişin tam ortasında
çekip gitmek vardı bir kolay,
dünyayı döndürmek vardı parmak ucunda
bin akıla bedel akılla
şimdi kenarda köşede kalmış
uzaklaşma isteği bile
günah, hem nasıl kocaman...

geçmiş iyi ki de geçmiş dedim bugün
sevdiğim adam ve karnımda bebeğim...
adamım araba kullanırken artık tedirgin
ben üşüttüm diye vicdan azabındayım, hem de ne derin
aile olmak kişi sayısını arttırmaktan öte
bir telaş işte,
düşünmek, iç acıması, merak,
bencillik nasıl da gidiyor arkasına bakmadan,
göbeğim gibi giderek büyüyen sevgim...
demişim ki yıllar önce
-kendim için-
"ruhum çok yorgun, bitkin, gergin
ancak anne olursam geri gelecekmiş yüreğim..."
bilmişim

Hoşgeldin...

11 Şubat 2009 Çarşamba

Bugüne devam

Güneşimi gördüm, yürüdüm 2 saat boyunca ve geldim. Yürürken denge ayarları bozuk insanlarla karşılaştım, sinirlerimi kontrol etmeye çalıştım. Astigmattan mıdır, önüne bakmamaktan mı, üzerine üzerine geliyorlar insanın. "Pardon" deme nezaketi nerede?

İletişimde de yer alan mahrem alanıma, yani 1 metrekarelik alanımın içine girmeyin kardeşim, kızdırmayın beni... Bu belki de koruma güdüsüdür biraz, kim bilir? :) Anne mi olacağım ne?

Yazarken gözlerim uyku sinyali veriyor, ama hayır birazdan kalkacağım. Yeşil mercimek çorbası yapacağım. Yanına ne yapacağıma karar veremedim, bakalım! Sen hareket ediyorsun içimde şimdi, ne istiyormuş miniğim?

Pazartesi günü pencerelerimiz takılacak, işte o zaman başlıyor maraton... (Gerçi "pencereleri yenilemeye gerek yok, toptan bütün çerçeveleri çıkarıp atacağım" diyor babacığın. Çünkü oksijensiz kalamıyorum, ev ferah koksun diye sürekli bir pencerem açık Tabii havalar bu kadar soğukken de.... Temiz hava gibisi var mı?)
Yaşasın!! Sağlıklı olalım da, hepsini yaparız tek tek değil mi? Enerjim geri gelsin lütfen... Burnum akmasın, ama bütün bunlar devam etse de sana sakın bir şey olmasın. Güneş sen sakın gitme, enerjim tükenme, sevgili eşim sen de sakın kendini özletme... Miniğim bekle... Az kaldı.


(Korkma pencereler açıkmış, soğuk olacak diye... Esra Teyzen düşündü senin minik ayaklarını:) )

İsim bulmak lazım


Gözlerimden uyku akıyor, özellikle sabah uyandıktan sonra uyumamamak için direndim. Dengem alt üst olmuş durumda, gece saat 3 de bile uykum yoktu, aslında esniyorum ama yatınca bir türlü uyuyamıyorum. Bari bugün uykusuz kalayım ki, gece uykularıma dönebileyim. Dün kursuma da gidemedim, ama yarın gitmeliyim, özledim.

Birazdan çarşıya çıkacağız, dolaplar için bir kaç değişiklik var onları konuşacağız. Sonra da boya bakacağız. Hastalığım hâlâ bitmiş değil, burnum çok akıyor, burnumdan nefes alamadığım için de ağzım sürekli kuruyor. En kısa sürede iyileşirim umarım. Cumartesi günü doktor randevumuz var, şeker yüklemesi olacak.

Bugün sabah güneş vardı, içim enerji dolu. En azından yaşama enerjisi. Şimdi yürüyerek güneşin vitamininden yararlanalım. Şimdilik öpüyorum seni miniğim, gelişmelerden haberdar ederim. :)

İsmini düşünmek lazım bu arada senin...

9 Şubat 2009 Pazartesi

En kısa ay

Dün akşam ve bugün boğaz ağrısı ve acısı ile cebelleşiyorum.Milkshake ve ardından içilmeyen su işte böyle yaptı...
Neymiş, dondurma ve buna benzer şeyler yedikten sonra su içmek şartmış. Giderek ağırlaşıyorum sanırım, tuhaf bir duygu bu. Gerçekten de ikinci trimester dedikleri en sağlıklı dönemmiş. Bu hafta 25. haftadayım, gelişmeleri takip ediyorum ve senin kapladığın alan büyüdükçe benim içim daralıyor. Umarım orada sıkılmazsın,bu hafta artık başlıyoruz odanın tadilatlarına. Babacığın dün seninle ilgili anılarımızı saklayabilmek için kamera da aldı. Yaşasın babacığın... Çok kırgınım, bir üşüyor bir terliyorum. Sürekli de hapşuruyorum, umarım hastalanmam. Bugün "İpek Yolu Çocukları" filmini seyrettik, biraz uzundu ama güzeldi.
Şimdi hareket ediyorsun içimde, biraz daha 25. hafta gelişmelerin okuyacağım ve sonra uyuyacağım umarım. Bu sabah okullar açılıyor ve ikinci dönem başlıyor...
Çalışan ve okuyan bütün eğitimcilere, eğitimi sevenlere hayırlı olsun. Ne heyecanlıydı çocukluğumda okul başlangıçları, bir gece öncesinde uyku tutmazdı heyecandan. Cumartesi pazar günlerini hiç sevmezdim, hep okul olsun isterdim... Hep okumak, ondan belki de çalışma hayatım da okullarda başladı ve devam etti. İyi geceler...

7 Şubat 2009 Cumartesi

Lamaze Felsefesi

21. yüzyılda lamaze eğitimi ile ilgili güzel bir site buldum. Dogaldogum.com, nefes egzersizlerinden, felsefesine kadar herşey var.
http://www.dogaldogum.com/yazilar/id10.htm sitesinden kopyalayıp yapıştırıyorum ki sık sık okuyabileyim.
DOĞUMDA LAMAZE FELSEFESİ
1.DOĞUM NORMAL, DOĞAL VE SAĞLIKLIDIR.
2.DOĞUM TECRÜBESİ ANNEYİ VE AİLESİNİ DERİNDEN ETKİLER.
3.KADININ DOĞAL DÜRTÜLERİ DOĞUMU YÖNLENDİRİR.
4.KADININ DOĞUMDA KENDİNE GÜVENİ VE BAŞARISI SORUMLULUĞU ALAN PROFESYONELLER VE DOĞUM YAPILAN YERE BAĞLI OLARAK ARTABİLİR VEYA AZALABİLİR.
5.KADINLARIN DOĞUMDA RÜTİN MÜDAHALELERE GEREK KALMADAN DOĞAL DOĞUM HAKKIDIR.
6.DOĞUM DOĞAL VE GÜVENİLİR BİR EYLEMDİR.
7.KADINLAR DOĞUM EĞİTİMİ SAYESİNDE SAĞLIKLARI İLE İLGİLİ KARARLARDA BİLİNÇLİ TERCİH YAPACAK VE SORUMLULUĞU ALACAK ŞEKİLDE EĞİTİLMELİDİR.

Hamilelikte Lamaze Felsefesi
1.Hamilelik normal ve doğal bir olaydır.
2.Kadın bedeni hamilelik boyunca bebeklerin gelişimine yardımcı olmak ve büyütmek için tasarlanmıştır.
3.Hamilelikte geçen 9 ay bebeklerin gelişip büyümesi, bedenin doğuma hazırlanması ve bir kadının anne olmaya hazırlanması için gereklidir.
4.Hamilelik anne ve babaların bebekleriyle ömür boyu sürecek güçlü bağlar kurmaları için bir fırsattır.
5.İyi bir destek,sağlıklı bir yaşam biçimi ,ve hayatın stresi ile başedebilme kabiliyeti sayesinde sağlıklı bir hamilelik,sağlıklı bir doğum ve sağlıklı bir bebeğe ulaşmak mümkün olacaktır.
6.Doğumdan sorumlu sağlık çalışanları kadınların doğumun normalliğine olan güvenini ve sağlıklı bir doğum yapabilme kabiliyetlerini arttırabilir veya azaltabilir.
7.Lamaze eğitimi kadınların bedenlerine ve doğumla ilgili dürtülerine güven kazanmaları,hamilelik/doğum/emzirme/annelik alanlarında bilinçli/eğitimli tercih yapmaları konularında kendilerine olan güven duygusunu güçlendirir.

Ebeveynlikte Lamaze Felsefesi
1. İyi bir ebeveynlik çocuklarımızın fiziksel ,ruhsal ve duygusal gelişimi için olduğu kadar kendimiz ve toplum için de yaşamsal bir öneme sahiptir.
2. Ebeveynlik çoşkulu,önemli , tatmin edici ve verilen emeğe değer bir görevdir.
3. Ebeveynlik doğumdan önce başlar.Çocuklarla anne ve babalar arasındaki özel bağ doğumdan başlayarak yaşam boyu devam ederken saygıyla karşılanmalı ve korunmalıdır.
4. Çocukların hayatında anne ve babalar eşit rol alır ve birbirlerinin yerini tutamazlar.
5. Ebeveynlik öğrenilen bir sanattır.En önemli öğretmenlerimiz kendi ebeveynlerimiz,ailelerimiz ve çocuklarımızdır.
6. İyi bir ebeveynlik için kendi ailelerimiz,arkadaşlarımız ve toplumumuzun desteğine ihtiyacımız vardır.
7. Kendimiz ve çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılayacak kararlar verirken eğitim ve destek ebeveynlerin kendilerine olan güvenini ve kabiliyetini güçlendirir.

6 Şubat 2009 Cuma

Her telden

Hesaplamalarımıza göre 112 gün kaldı doğumuna miniğim. Bu akşam baban için tiramisu yaptım, hazır pasta varken mum koyalım ve üfleyelim dedik. İkimiz de senin için güzel dilekler tuttuk ve üfledik.
Uyuma isteğim bugün fazlaydı. Sabah 11:30'da uyandım o da telefonla. Öğleden sonra 3'de uzandım tekrar, 16:30 da uyandım. Hava karanlık olunca zaten başka bir şey yapası gelmiyor insanın. Haftalar çok çabuk geçiyor, senin odan ve tam karşısındaki mutfak için tadilatlarımız başlıyor. İşte en sevdiğim şeyler, tadilat, dekorasyon, değişiklik.
Alışkanlıklarım konusunda oldukça sabit fikirliyimdir, arkadaşlarım, gittiğim kuaför, alışveriş ettiğim yerler, bir yeri beğenirsem mümkün olduğunca değiştirmem ama iş ev dekorasyonuna gelince sürekli mobilyaların hatta odaların yerini değiştiririm. Bir gün geldiğimde mutfağı yatak odasına taşıyacaksın diye korkuyorum demişti babacığın. Tabii bu çalışmamanın getirdiği değişik bir şeyler yapma hissimden de kaynaklanıyor olabilir. Sen karnımdayken, ama bunu kimse bilmiyorken, oturma odasını şimdiki yerine taşıdık anneannenle. O zaman sana birşey olmamış ya... :) Allah korusun, bundan sonra da sağlıkla devam ederiz umarım.

Şimdi odanın pencere ve kapısı değişiyor, sonra duvarları boyatacağız. Senin odan, sarı olsa? Nasıl olur? Bu arada oturma odasını da boyatacağız, orası da sarı mı olsa ki, odanın mobilya rengi lila, ama perdeler değişecek, buraya sarılı perdeyi takacağım, senin odana da lilalı pembe perdeyi. Acaba senin odan lila, oturma odası sarı mı olsa? Yoksa pembe mi yapsak?
Denemeden de bilemeyiz ki? Aha ha ha, bu cümleyi babacığın duymasın, "hepsini denemek mi?" diye algılayıp bayılabilir. Buna karar verdikten sonra, senin odana koyabileceğimiz dolap siparişini vereceğiz ve odanın halısını alacağız. Halının rengi de yumuşacık ve portakala çalan sarı ya da pembe olabilir. Mobilyanın üzerinde pembe, yeşil ve sarı renkler var. Olmadı kura çekeriz. En son da senin mobilyaların gelecek, oraya bir de tekli koltuk koyacağım. İşte bu kadar.... :)
Yavaş yavaş eşyalarını yerleştireceğiz sonra, bu arada yine odanı müzik dinleyebileceğimiz hale getireceğiz. Acaba dolap yaptıracağımız yer, bizim müzik zevkimiz için raf da yapar mı?
Oraya masal kitaplarını da koyabilirim.

Bu kısım gerçekten zevkli, sağlığın sağlığımız yerinde olsun da. Babacığın dolaplar için yeterli diyor, umarım oyuncakların ve diğer eşyalarını düzgünce yerleştirebiliriz.En kısa sürede o odadaki fazlalıkları çıkarmam gerekecek. Önümüzdeki pazartesi günü bu iş ile ilgileneyim ben. Bu arada odanın eski halini ve yeni halini fotoğraflayacağım. Bakalım nasıl olacak?
Dün göz doktoruna gittik. Gözlerim miyop ve biraz ilerlemiş, yine gözlüklerimi kullanmaya devam edeceğim ama ilerlemiş numarada lens aldım. Hamilelikten midir acaba? Doktoruma sordum sanmıyorum dedi, ama Epsilon Yayınlarının kitabında hamilelikte göz problemi yaşayabilirsiniz diyordu. Dişlerim hala hassas, hergün en az iki kere fırçalıyorum, tuzlu su ile gargara da yapıyorum ama bu kadar dikkate kesinlikle hormonlar ile ilgili, tıp doğru söylüyor yani. :) Ben önemli görüşlerimi belirtmiş olayım.
Bir de senin ismini baban bulacakmış bana da söylemeyecekmiş, nüfus cüzdanında görecekmişim. Ama adil olalım diye odanın boya rengini ben seçeceğim. Nasıl ? Böyle eşitlikçi, paylaşımcı bir baban olduğu için inan çok mutluyum, zaten görev paylaşımlarımız da hep bu şekilde. Ben yemek yapıyorum, baban yiyor, ben ütü yapıyorum, baban giyiyor, ben evi temizliyorum, baban da temizlediğim yerlerde yürüyor. Süper, süper!!!!

İşte bu kadar komiğiz biz:)
Ama gerçeğiz de:)
Yukarıda yazdıklarım da işin şakası. Şaka olmayan taraflar da olabilir tabii. Ay ne desem, ne yazsam?.. En iyisi sen bir güzel doğ, güzel güzel büyü ve karar ver miniğim. Babacığına kıyamıyorum yoruluyor diye, herşeyi yapayım diyorum ve sonra kızıyorum. Bu kadınların genel tavrıdır, kendileri yaparlar, istemezler sonra yapılmayınca kızarlar. Ama asıl istenen karşı tarafın düşünmesi, yapmasa bile hamlede bulunmasıdır. Fizyolojik olarak mı, geleneksel olarak mı bir şekilde de bu incelik erkeklere pek verilmemiştir. Onlar ne yapsın?
Anneler hassas olmalı, biz bu aşamada pek önemliyiz. Geçen akşam televizyonda küçük bir oğlu olan şarkıcı bayan, oğlunun çapkın olmasını istediğini söyledi. Kocası çapkınlık yaptığında da böyle ağzını yayarak gülebilecek mi acaba? Konu konuyu açıyor, yazı uzuyor da uzuyor. Siyaset Meydanı başladı, biraz seyredeyim. Tatlı rüyalar miniğim....

4 Şubat 2009 Çarşamba

Gece görüşü

"Bil ki domuzların önüne inciler serilmez
Mücevherden sarraflar anlar ancak,başkası bilmez
Ne farkeder ki kör insan için elmasda bir cam da
Sana bakan kör ise, sakın kendini camdan sanma" Mevlana ne güzel söylemiş...

Bu dörtlük benim en sevdiğim dörtlüktür, ama bu dörtlüğü herkes anlamaz miniciğim. Ceviz, fındık, follik asit... Akıllı çocuklar dünyasındayız, ama zamanımızda akıllı olmak mı prim yapıyor acaba?
Her zaman bir ortamın en bilgisizi olmayı tercih ederim derim, ama bunu sen sakın senden bilgisizlerin yanında söyleme. Anlamazlar. Senin kendine güvenini, kendinle dalga geçebilmeni, eleştirmeni eksiklik olarak görmeye çalışırlar, ezmek ve yok etmek onlar için yaşama biçimidir.
Başka türlü var olduklarını değil diğerlerine hissettirmek, kendileri bile hissedemezler.
Bu insan örneklerinden koltuklarına yapışmış olan çok. Koltuk gittiğinde bir hiç olacaklarını düşündükleri için, o koltuğa her türlü sarılırlar. O koltuğun sadece koltuk olduğunu bilenler, zaten uzak dururlar oradan ama anlatamazlar dertlerini. İş olsun yeter ki tavrını tehdit olarak düşünürler, yaşlarına başlarına bakmazlar, nereden vuracaklarını şaşırdıkları için taklit yaparlar, mimikler ile dalga geçerler, küçülürler de küçülürler...
Değişik insanlar vardır miniğim, değişmekten acaip korkarlar...

24.haftadayız



Yazmaya başlamadan önce hangi konulardan bahsedeceğimi düşünüyorum sana, ama iç açıcı şeyler yazmak için dışarıdan bir şeyler olmasını beklersek çok bekleriz. Ne haberlerden, ne de hava durumundan bugünlerde neşe veren şeyler olmasını ummak biraz hayalcilik. Ama sana güzel bir şey söyleyebilirim, biraz önce lise arkadaşlarımdan birisi ile görüştüm ve önümüzdeki hafta Eskişehir'e geleceğini öğrendim, bak işte bu beni heyecanlandırdı. Yıllar sonra, okulun en örnek öğrencisi olan arkadaşımı göreceğim, hayatını, heyecanlarını çok merak ediyorum. Ama en çok da gözlerini.. İçinde ne var acaba, yaşanmışlıkları ne bırakmış gözbebeklerinin iriliğine?

Biraz önce anneannene yine bir kapı süsü yaptım, bir şeylerle uğraşmak çok eğlendiriyor beni. Bunun için özel malzeme almadık ama, evde ne varsa onları değerlendirdim. Umarım beğenir
"kucukinsan.com" da babaya mektup diye bir bölüm var, babacığından okumasını rica ettim, çok hoşuna gitti. 24. hafta içindeyiz, aslında birazdan uyumam gerek çünkü yarın göz doktoruna gideceğiz. Hazır çalışmıyor iken, bütün organlara baktırmak gerek. Senin sağlıklı olman kadar benim de sağlıklı olmam ve sana yetebilmem gerek değil mi?

Yandaki elbiseyi Deniz Teyzen almış, ben ve baban da -aşağıda- bir tulum aldık. Bütün bunları yazıyorum ve gösteriyorum sana ki, ileride ne kadar kıymetli olduğunu, seni daha doğmadan nasıl dört gözle beklediğimizi bil. Böylece kendini iyi ve değerli hisset ve kendine güvenli bir insan olarak büyü. Tabii bütün bunları yaparken bizim iletişimimiz çok önemli olacak, inanılmaz bir korku var içimde, ya sana karşı hata yaparsam diye...
Aslında hoşgörülü ve komik bir insan olduğum zamanlar oluyor, bazı konularda kurallarım olsa da. Anneni ve babanı sana anlatmak için zaten bu blog, yorumlarım ve düşüncelerim seni yönlendirmekten öte, bizi sana tanıtmak.
Yaşasın uykum geldi. Henüz 01:15, ama gözlerim işte kapanıyor. Yarın sabah erken kalkacağız, bak şimdiden söyledim, ne oluyor deme sabah miniciğim, bir de nazlanma sakın. Çünkü ben dünden razıyım sabah uykusuna :)

3 Şubat 2009 Salı

Hayat Felsefesi


ÇOCUKLARINIZ

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,

Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.

Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler

Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.

Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.

Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.

Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.

Çünkü ruhlar yarındadır, Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.

Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.

Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.

Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.

Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür

Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.

Okçunun önünde kıvançla eğilin

Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar

Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

Khalil Gibran

Rüya

Yine gece yarisini bulduk... Beyin güzel oyunlar oynuyor, rüyalar hiç bitmiyor. Bakalım bu gece ne göreceğim? Bugün sana pembe bir tulum aldım, Deniz Teyzen de kırmızı bir elbise almış. Çok güzeller, şanslı bir bebeksin maşallah ve umarım hep öyle devam eder.
Bugün çok hareketlisin, içeride düğün var herhalde. Bugün mercimek çorbası ve zeytinyağlı portakallı kereviz yedin, fark ettin mi?
Artık lezzet ayrımı yapabilirmişsin. :D Umarım ben ne yiyorsam beğeniyorsundur. Ateş bastı, gecenin bu saatinde. Bugün bahsetmek için konu bulamıyorum, 0-12 yaş arası çocuklarda psikolojik gelişimi okuyacağım biraz. Tatlı rüyalar...

31 Ocak 2009 Cumartesi

Odan için...

Güzel kızım, odan için yaptığım süs.
Çok zevkliydi yapması, hani bir önceki blogda sana yaptığım çandan bahsetmiştim, işte o çanı bu süsün tavanı olarak kullandım. Belki yatağının yan tarafına belki odanın girişine, henüz karar vermedim nereye koyacağıma. Zaten odanı hazırlamaya başlayınca belli olur bir çok şey. Şimdi biraz işim var, sonra devam edeceğim. Bu arada acaba odanın duvarlarını ne renk yapsak ? Sarı mı, lila mı, pembe mi?



30 Ocak 2009 Cuma

Ocak sonu, başlık bulmak zor iş

Tekrar uykusuz bir geceden yazıyorum, yan tarafta en son yaptığımız çalışma var. Çoraptan kukla. Tam olarak belli oluyor mu bilmiyorum ama, miniğim seninle birlikte oynayacağımız oyunlardan birisi için :)
Böyle güzel etkinlikleri öğreten sevgili öğretmenimize teşekkür ediyorum, aslında ne kadar şanslıyım. Tam da hamilelik dönemimde çalışmıyorum ve anne bebek kursuna gidiyorum.

Bugün sürekli yağmur yağdı, bir ara kar serpiştirdi. Esra Teyzen ile buluştuk, günlük yürüyüşümü yapmaya çalıştım ama kısa sürdü çünkü çok soğuktu. Sonra eve gelip yaprak sardık. Akşam babacığın uzun zamandır istediğim tatlı olan profiterolü getirdi ve ben bayılarak yedim. Şehre açılan İnci Pastanesini herkese tavsiye ediyorum. Köprübaşında yeri. Kuru pastaları da şahane.
Babanın tansiyonu da çıksa, uykusu da gelse, o kadar işinin arasında senin için bir sürü şey araştırmış. Badana boya, halı, mobilya... Aramızda kalsın ben hafta arası bizimle bu kadar ilgilenebileceğini tahmin etmiyordum, düşün artık seni ne kadar önemsediğini. :)
Ah bu arada biletimize para çıkacak dedim ya, çıktı. 12 TL, çeyrek olduğu için 3 TL . Çekim yasası işe yaradığına göre bir dahaki çekilişine miktarı da belirtip istemeye başlayabilirim.
Buna Pollyannacılık da denebilir başka şeyler de ama sen ilk söylediğimi aklında tutabilirsin.




Yukarıda görülen de çanımız, bunu da kursta yapmıştık, ancak fotoğrafını koyuyorum. Çok şirin oldu, bunu kapına da takabilirim, yatağına da asabilirim. Hele bir o günler gelsin... Hayırlısı ile. "My name is Earl" dizisi başlıyor şimdi, bayıldığım dizilerden birisi. Bizim en sevdiğimiz ve takip ettiğimiz diziler Lost ve Prison Break.
Ocak ayının da sonuna geldik, Şubat zaten kısa, Mart bahar ayı. Zaman çok hızlı ilerliyor, umarım ben de sen doğduktan sonra ve birbirimize alıştıktan sonra içime sinen iyi bir iş bulup çalışabilirim. Şimdilik bu kadar, yarın umarım güzel bir gün olur. Sağlığımız ve huzurumuz hep yerinde olur... İyi geceler miniğim.

29 Ocak 2009 Perşembe

Ortalardayız


Artık uykularımın düzeni bozuldu. Midem dolu iken uyuyamıyorum, midem boşken de uyuyamıyorum. Su içince midem yanıyor ama yarım saatte bir susuyorum. :)

Zaten çok fazla yiyemiyorum, o yüzden kilo kontrolüm bugünlerde normal. 23. haftanın içindeyim, günler inanılmaz çabuk geçiyor. Nasıl geçecek dediğim 9 ayın yarısı geçmiş bile.

Bugün biletimize para çıkacak, ama akşam üzerini beklememiz gerek. Secret yapıyorum, ya tutarsa??? Hımm tutarsa demeyeceğiz, tutacak diyeceğiz, tamam ne alayım sana miniğim o zaman? Ama herşeyin hayırlısı olsunnnnnnn on kere, yüz kere, bin kere...
Dün dişlerim için kontrole gittim, gebelik sürecinde dişler hassaslaştığı için mutlaka kontrol olmak gerekiyormuş. Liseden bir arkadaşım muayene etti ve diş taşlarımı temizledi. Biraz iç gıcıklayıcı bir durum, herkesin dişlerine çok dikkat etmesi gerek. Çünkü gerçekten muayenesi de tedavisi de zor bir süreç. Hele de diş etlerine kayıyorsa mevzuu...
Baban -artık dün- Ankara'ya gidip geldi, hava müthiş yağmurluydu. Ama herşeye rağmen biz yine de yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Oksijen almak, yürüyüş yapmak en çok aşerdiğim şeyler, zaten hareket etmezsem, uykum kesinlikle gelmiyor. Dün sana "Dünya Masalları" isimli bir kitap aldım, hatta okumaya başladım. Umarım hoşuna gidiyordur. Bu arada "Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı" isimli bir kitap önerdi doktorumuz. Ona da başladım, senin karnımda iken hissetme ihtimalin ne kadar yüksekmiş, uzun zamandır şaşırmıyordum ama bu kitabı okurken gerçekten şaşırıyorum. Bu arada bir de Orhan Pamuk'un "Masumiyet Müzesi"ni bitireceğim.
Yavaş yavaş senin için hazırlık yapma telaşı sardı içimi, tabii bir yandan da korku ya yetiştiremezsem, ya olmazsa... Sen bizim dünyamızın biriciği olacaksın ve herşeyin çok güzel olsun istiyorum. Bir prenses gibi rahat ve huzurlu bir odan olsun, hem müziğimizi dinleyelim, hem masallarımızı okuyalım. Ama senin de işin zor olacak miniğim, çünkü mükemmeliyetçi bir annen var. Hani ya beyaz ya siyah olacak diyenlerden. Grileri de keşfetmek lazım nakaratı ile büyüyenlerden. Benim kadar baban da heyecanlı. Ben istedikçe ya da şu lazım bu lazım dedikçe heyecanlanıyor ( ya da tansiyonu çıkıyor ) tam anlamış değilim:D Ama sen herşeyin güzelini hissettireceksin bize, değersin miniğim..

Ama emin ol baban gerçekten sabırlı bir eş. Bugünlerde biraz yorgun, çünkü bizim için çok çalışıyor. Ben tatil yapıyorum, kursumuz sömestr tatilinde. En son çoraptan kukla yaptık, bir ara fotoğrafını çekip koyacağım. Gerçi tatilde değilken de haftada 3 gün ile çok da yorulmuyordum
Zaten öğrenirken insan yorulur mu hiç? Bu arada seni de teşvik ediyorum içten içe. :)

Logo babanın takımının logosu, biraz iyi hissettirelim babanı da, bize istediğimiz şeyleri alsın...

Gece yarısını geçti, sıkıntım geçsin diye çamaşır astım... Tatlı rüyalar miniğim.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Koleksiyon

Konuşmak...
Konuşarak da olsa, yalnızlığım ve farkındalığım beni boğmuş yavaş yavaş.
Üzerine süs olarak döktüğüm ne varsa, hepsi geçiştirmek içinmiş. Hayatın içinde gerçek amaçların olmaması, amaçlara alışkın olup da küçük şeylerle mutlu olma sevdası -ama ne sevda- sadece göz boyamakmış o kadar. Meğer ne kadar dolmuşum, meğer ne kadar sıkılmışım, meğer ne kadar oyalamışım kendimi.
Saatlik yürüyüşler oyalamış, ertesi gün için yapılacak şeylerin planı umut vermiş, bir sonraki hafta gidilecek ev gezmesi kapatmış gözümü. Sıradanlık, hiçbirşeyin içindeki beden ameleliği sıvazlamış da sırtımı, midemin yanmasını geçiremememiş. Midem yanıyor diye bağırırken ben, ruhum yanıyormuş aslında, yanmış bitmiş hatta.
Üretememek, kazanamamak kemirmiş içimi, ama daha da fenası beni tanır bildiklerim, sadece "kabullenme" rolünü uygun görmüşler bana. Sormamışlar bile, sormamışlar tükenip tükenmediğimi. Tükendiğimde ise huzur tehlikeye girdiği için nefret uyandırmışım, ne biçim bir şey olup çıkmışım.... Ne biçim bir şey....
Zor insan olmak da öyle zor ki. Düşündükçe varlığının ne anlama geldiğini sorgulamak, yaptıklarının bir hiçmiş gibi askıda uzakta kalması. Ve bütün bunları biriktirip içinde, üretememenin, çalışamamanın, kazanamamanın, projelendirememenin acısını çıkarmak.
Fırını ovarak, yerleri silerek, perdeleri yıkayarak.
Silersin, sonra silmezsin.
Ama sonra yine silmen gerekir, çünkü kirlenir...
Silersin...
Yemek yersin, biter, bitmez belki yenilmez, yemek yine yersin...
Yemek yersin, silersin, hayatı ezer geçersin... Mi ?
Ha bir de hayat nazlananı hiç nazlamıyor bari bebekken bebeğimizi sallayalım.
Eee eee eee eee, eee kuzucuğum eeee eeeee.... ( WANTED, uzun zamandır seyrettiğim -teknik olarak - en güzel film)

9 Ocak 2009 Cuma

Artık yeni bir yıldayız.
2009...
Karnımın içinde hareketlerini hissetmeye başladım, bugünlerde midem tekrar hassaslaştı. Sanırım çok gezmekten... :)
Gezince zaman geçiyor ve iyi hissediyorum kendimi, ama sabah kursa gidip sonrasında da dışarıda olursam akşam babacığın hemen müdahale ediyor, yorgunluk yüzüme vuruyor demek ki.
Bugün seninle birlikte yapabileceğimiz bir çok etkinlik yaptık kursta. Şarkı ve tekerlemelerimiz de hazır. Merak ediyorum seni... Gelsen sağlıkla, gözlerine bakınca ne hissedeceğim acaba?