15 Mart 2009 Pazar

15 Mart, kar yağıyor

Denge...
Hayatın her evresinde tutturmak zorunda olduğumuz ama bir türlü tutturamadığımız...
Çok pişerse yanık kokan, az pişerse hamur olarak kalan kek gibi.

"Bir laf bin büyü yerine geçermiş" kim söylediyse ne kadar güzel söylemiş. Söylenilen cümlelerin önemi, söyleyen kişiye de bağlı. Doğru ya da yanlış, çok da önemli değil. Bir kere çıkmaya görsün, herşey alt üst de olabilir, herşey düzelebilir de. Hiç gerek yok, falcıya büyücüye. Düşünceler, ifadeler yeterince etkili zaten kişileri değiştirmeye.
Belki de bizler anladığımız kadarız hayatı. Anlamak istediğimiz kadar...
Empati kuramadığımız zaman ya müdür olmak zorundayız ya da mutsuz. Empati yoksa, iletişim imkansız, hayat çekilmez. (Bu yüzden mi hiçbir müdür sevilmez? Parmak ucunda oynatacaklarını sanırlar hayatı, oynatırlar da. İzin veren oldukça...)
Dün "Sahtekar" isimli bir film seyrettim, uzun bir filmdi. Ama uzun zamandır seyrettiğim en güzel flmlerden birisiydi. Yaşadıkların ne kadar acı olursa olsun, bir kişi bile varsa seni anlayan işte o zaman anlam kazanıyor hayatın. Anlamamak için direnenlerin hepsi, önce kendilerini düşünüyorlar, insan oğlu ne kadar çiğ aslında... Kendisi... Varlığı.... Egosu..... Tek bir şey için yaşıyorlar, o tek şeyi tehdit edeni de yaşatmıyorlar... Savaşımız sadece kendimizle, bize verilen bütün duygular figürlere bağlı sadece. Sevinci yaşatan ayrı, kızdıran ayrı, nefret duygusunu yaşatan ayrı. Bütün duyguların hepsini bir kişide yaşayamıyoruz, belki de yaşıyoruz da buna aşk diyoruz. Bu yüzden aşktan kaçamıyoruz. Biz her yerde ve her zaman bir tek kendimizi yaşamak istiyoruz. İçimizdeki olumsuz duyguları yok edemeyip yaşadıkça bu duyguları yaşatanı yok etmek istiyoruz. Önce kendimizi bilememiz, önce kendi duygularımızı yerli yerine yerleştirmemiz gerekiyor oysa. Gücümüz diğerinin kalbini kırmaktan korkarak artmalı... Güçlü olmak istiyorsak...Korkmadan düşünmeli, düşünmeli, düşünmeli... Doğruyu bulmak için illa da hayat çomağını gözümüze sokmamalı...

Hiç yorum yok: