10 Eylül 2009 Perşembe

Uyku

Bugün kızım ve ben çarşıya çıktık, önce anlaşma yaptık. "Ağlarsan seni kucağıma alamam, alırsam arabaya mukayet olamam, olursam dengem kaybolur, kaybolursa.... Halimiz nice olur".... Anladı sanırım Zeynep, güzel kızım, dönünceye kadar ağlamadı. arada mızmızlandı biraz ama olsun canım o kadar.
Bugün hissettim ki o herşeyden önce benim arkadaşım olmuş, ses çıkarmayınca durup durup baktığım. Kalbimin en derinindeki yerini almış, ağladığında acı çekiyor diye üzülen bir ben olmuşum, bebek ağlamalarından rahatsız olan ben gitmiş... Bebekleri de, bebekli anneleri de anlar olmuşum. Zaten insan anladığı kimseden nefret edemezmiş,doğru. Gerçi zaten nefret kelimesinin geçmesi gereksizdi ama, aklıma geldi işte birden.( KİRPİ filminden bir cümleydi, en çok dikkatimi çeken)
Hayırdır inşallah, bir kaç gecedir kurgularıyla ve senaryolarıyla ödül kazandıracak rüyalar görüyorum. Ama öyle bir uyanıyorum ki ter içinde, korkudan uykuya dalmam dakikalar alıyor. Kalkıp su içiyorum, bir sağa dönüyorum, bir sola... Gidip kızıma bakıyorum, korkuyorum, sonra düşünüyorum düşünüyorum, gidip eşimin uyuyan elini tutuyorum, geçti diyorum kendime, kendi kendime... Geçiyor.
Hep öldürülecekmişim, silahlar, helikopterler, adamlar... Son anda vazgeçiyorlar, ama korkusu yetiyor. Ölmekten beter... Sonra aklıma haberler geliyor, habire savaş görüyorum rüyamda. "Savaşma be haci" diyorum Burhan Abi tabiriyle, savaşma artık.... Komik ya sözümona bir yanım. Savaşma kendinle, çevrenle, düşüncelerle, yapmak istediklerinle, yapamadıklarınla... Savaşma... Kabullen, bir anne olduğunu, ev kadını olduğunu kabullen... Yaşatmak, üretmek, çabalamak,nefes almak için gerekli dediğim beni ben yapan şeylerle savaşma artık. Senden bekleneni yap sadece, görevlerini yerine getir. Mutluluk ya da mutsuzlukla savaşma artık, var olan fazla özelliklerini yont, törpüle, unut, unuttur. Sen olma kısaca, senden istenen neyse onu ol.
Savaşma yani.... Uyan ve uyu. Savaşmadıkça korkunç rüyalar görmeyeceğim, savaşmadıkça rüya da görmeyeceğim,uyuyacağım...
Uyku deyince, kızım uykuya dalmadan önce çok ağlıyor, her defasında mı kaçırıyoruz biz uyku saatini? Gözünün içine bakıyorum oysa, eli kulağına gitti mi tamam diyorum, yarım esneme, hafif küçülmüş gözbebekleri, ooo işte tam kıvamında. Ama ağlıyor işte, gürültü ile sakinleşiyor, trampet gibi bir şey var tak tak tak taktara tak tak... Sonra bağırarak dandini dandini dastana, anakucağında sallayarak... Zaten bu eylemlerin, belki de sesimin gürültüsünden kurtulmak için uyuyuveriyor. Kuzum benim...
Kızım benim, senin uykuların hep büyütsün seni, işe yarar olsun uykuların... Yoksa uyutmasın kimse seni, uyumasın ruhun sen büyüdüğünde. Uykularından mutlu uyan, pembe olsun her rüyan...

Hiç yorum yok: