27 Kasım 2008 Perşembe

Sıradan bir gün...

Sonbahardan bahsetmiştim, mevsimlerden. Kış mevsiminin güzelliğinden, bir gecede heryerin tek renk olmasından. Çiçek yerine kurumuş yaprakların sonbahara daha çok yakıştığından.

Sonra kaliteli müzik dinlemek gizli açlığı bastırır demiştim, insanın dinlediği müzik ve yediği yemekle bir çok ipucu yakalanabilir. Tabii bunları uzun uzun anlatmıştım, sonra yanlışlıkla sildim yazdıklarımın hepsini, kaydetmeden.

Aynı şeyleri tekrar yazmak çok sıkıcı olabiliyor, o yüzden bugün yazdıklarım biraz kısa sürecek gibi. Bugün uykum vardı hep, uyukladım, uyandım, bir şeyler atıştırdım, tekrar uyudum, telefonlarda hissiyat özelliği var kesinlikle. Ne zaman dalsam çaldı, ne yazık ki uyanma biçimim çok önemli. Eğer korkarak uyanıyorsam, sinir tellerimin üzerinde mutlaka bir şeyler oynar. Sabah kurstan geldiğim andan itibaren başımda bir ağrı var...

"Uzansam, uzansam, kollarımı uzatsam gökyüzünde sallansam, bulutların üzerinde zıplasam,
sonra mavi gelse boyasa beyaz bulutları, sonra her bir buluta dokunup rengarenk çizgiler koysam, beğenmeyip tekrar değiştirsem renklerini...
Atsam kendimi en yumuşak bulutun üzerine,bıraksam gözlerimi en uzaktaki dağda. Kulaklarımda sadece ninni sesleri olsa, ellerimin ucundan renkli pamuk helvalar gökyüzünden yağsa. Burnumda mis gibi bir koku adını ne koysam diye düşünürken...
Ucu pamuktan iki parmak uyandırsa beni uykumdan, sen uyandırana "baba" desen... Ben o cennetten uyandım diye uyandırana versem hayallerimi, senin karnımdaki varlığını hatırlayıp bugün de uyandığım için hayata teşekkür etsem..".

Şimdi dinlediğim müzik bunları yazdırdı...

Hiç yorum yok: